İslam Alimi

Şuur Sıçraması-1.Bölüm

Mehmet Aluç

1962 Malatya doğumluyum,evli ve 4 çocuk babasıyım Ankara da ikamet ediyorum,Kamuda emekliyim,şiir,öykü,denemeler yazıyorum...

şşGecenin sessiz karanlığında, sessizliği ve güzelliği ve sükûneti dinlemek için kulak kabarttı. Gecenin, sessizliği, sükûneti ve huzuru o kadar muhteşem ve bariz bir şekilde duyuluyordu ki bir anda mest oldu, coştu. Sessizlik deki bu ahenk ruhunu dinlendiriyordu. Gökyüzüne baktı berraktı, tertemiz apaktı, sessizliği dinledi apaktı. Her şeyi koruyan ve gözeten -ALLAH -a emanettik. Sadece o bizi koruyordu. Sessizlikte Rahman  vardı, güzellikleri ile yaratan mana ve anlam katandı. Dinledi sessizliği, dinledi, dinledi huzur ve huzuru buldu. Telaş ve yürek yanması olarak hayatındaki meşgale ve huzursuzluk olarak adlandırdığı kuşkularının tehlikesi olarak gördüğü karanlıkta, gönlü rahata ermişti. Bazen karanlık olan yüzü, korku olarak görünüp bezende huzur verecek şekilde görünebilir midi? Şaşırdı.! İşte bunu şimdi öğrenmişti ve hayretler içinde uzun süre bu düşüncenin etkisinde kaldı. Gösteriş meraklısı idi, ama şimdi ise asıl gösterişi gecenin sessizliğinde anlamıştı. İşte, gösteriş böyle olur dercesine.

Gece şeffaftı ve şeffaf parlak olan elmas taşı gibi çekici ve muhteşemdi. Dünya ile yeryüzü sanki bir adımlık bir mesafede idi, gönüller için. Gönülsüzler için, hiç olmayan bir anlamdı bu. Kıyıda kalmış kayık ve tekne gibi, anlamsız ve ne için durduğunu bilmeyen ve aklı olmayan bir eşyanın hali gibi idi gönülsüz olanlar için gece ve sessizlikteki huzur. Bölünen kısım, kısım ayrılan gece ve sessizlikteki huşu, kolaylaştıran iç güzelliği içinde parıl, parıl parlıyordu. Beyaz, gelinlikteki saflık gibiydi gece ve huzur. Gecenin rahatlık ihtiva eden anlamını şimdiye kadar hiç bilemedim düşüncesi içinde, kızmış taş gibi ufukta ki kırmızılık hiç şüphesiz ve yakinen doğan güneşin ışıklarına benziyordu. Bütün bildikleri ters, baş aşağı olmuştu; hırsla çalışması, önüne geleni yıkıp gezme hırsı, bencillikle bürünmüş aklı ve tutkuları hepsi baş aşağı olmuştu.

Tüm bu hırsları davarın tırnağının taşa takılması ile çıkardığı ses gibi beyninde acı vererek dolaşıyordu. Acımasızlık, sırf kazanmak için insanları ezip geçme. Bizzat kendi gören gözleri ile daha önce görmeyen gözleri ile bu güzellikler şahit olmuştu. Gönlü ve aklı genişlik, enginlik bulmuştu ve boşlukta huzursuz olan ruhu ve gönlündeki, boşluk dolmuştu. Hırs, tutku, bencillik bir anda uçmuştu. Uyuyan bedeni ve tüm hücreleri bir anda uyanmış bu muhteşem güzellik karşısında dillenmişti. Düşünceleri halis olmuştu. Şaşırdı. Dünya, yeryüzü iniş çıkış bir anda hayatında aydınlanmış, berraklaşmıştı. Aylarca bir ev almak için tüm çalışanları gece gündüz acımasızca çalıştırmış ve üstelikte tutkuları yüzünden çektirmedi çile ve eziyet kalmamıştı. Değer mi idi şimdi bu yaptıklarım diye hayıflandı. İşte aylarca delicesine çalıştım huzuru bulamadım oysa şimdi bir anda nasıl oldu işe huzuru buldum.

Aygırın kişnemesi gibi kişneyerek etrafımdakilerin yüzüne tükürürcesine kustuğum kazanma hırsım meğer ne kadar adice imiş! Baki olan -ALLAH- Bir anda güzellikleri ile donattığı gecedeki; elmas gibi güzelliği ile beni ayık tırdı. Küçük bir arı gibi çalışanlarıma faydam dokunmadı. Şiddet ve zarar vermekten başka hiç bir katkım olmadı. Dünyada boşuna gezen, gezip eğlenmeye giden bu bedenim gerçek olmayan doyumlarla avundu durdu. Böylesine boş eğlenmem demek ki bu güzelliği anlamamdaki, mana ve anlam gibi değilmiş ki ömrümü hoyratça boş meşgalelerle geçirdim. Her şeyi iyi bilen veya iyi bildiğini bilen ben hiçbir şey bilmeyen zavallı ben. Tüm anlayışlarım darmadağın oldu, bir anda. Bu işin hakikatini bilen ve öğrenen ben, şimdi nasıl olacakta bunu etrafımdakilere anlatacağım ve onlardan özür dileyeceğim. Mutfağa yöneldi. Susamıştı bir bardak suyu içti. Tekrar pencereye gelerek, gecenin sessizliğini; sesli şekilde dinlemeye devam etti. Elem, keder, tasa bir anda yok oldu gitti bu güzellik karşısında oysa yıllardır tonlarca para saçarak Avrupalara seyahate gitmişti de bu andaki aldığı zevki alamamıştı. Yazıklar olsun onca parayı ve onca insanın hakkı olan parayı emeği haksızca gasp ederek doyumsuz tatlar peşinde koştum.

Daldan dala sıçrayan bir sırtlan gibi-tabi değişmeceli anlamda- doyumsuz hayatımın ve ihtiraslarımın peşinde koşan bir zavallı imişim dedi. Bu yaşamım ile alçaklık ve fenalığım ile nasıl yaşamışım? Onlarca yıldız gökyüzüne nasıl sığmıştı? Oysa ben gönlüme bir damlacık sevgiyi yerleştirememişken ve insanları bir parça sevmeyi kalbime sığdıramamışken binlerce yıldız ışıkları ile Samanyolu yolunu kaybetmişlere sessizce yön verirken. Ben bu muhteşem sesi ile yön veriyor. Devamlı bağırarak insanların yönünü ters döndürecek aksi isteklerimle bulunarak onların bu anlamsız ve manasız isteklerimi gerçekleştirmek uğruna, zalimce yönlerini ve bedenlerini yorarak onlara zulmetmişim. Onları gamlı, kederli ve tasalı bir çıkmazın içine sürükleyen benim doymak bilmeyen nefsimle, hayatlarını çıkmaza sokmuşum. Şimdi anlıyorum, Fuat beyin neden istifa ettiğini nalan hanımın hırçınlığını şimdi anlıyorum. Başkalarının eserini kendi başarım ve eserimmiş gibi kabullenerek toplumda yer edinmeme ve onları bu başarıdan mahrum bırakan karanlıklara gark olmuş bedenim sana yazılar olsun! İşte şimdi gönlüme aydınlığın parlak yıldızı doğdu. Hazmı kolay olmayan bu gerçeği ben nasıl anlatacağım insanlara, çalışanlarıma. Oysa ben erişilmez görünüp etrafıma betondan çelikten kaleler örmüştüm. Yarısı kesilmiş kırba gibi oldum ve içimdeki dolu olan bildiklerim kesik kırbadaki su gibi boşa akarak beni çölde susuz bırakan, kırba gibi boş oldum. Senelerim ve yıllarım şimdi boşuna mı geçti? Bu mana ve anlamın yükü altında ezilen bedenini, arkasındaki koltuğun üzerine atarak hafifledi. Çocuklarına ve ailesine karşı anlaşılmaz hal ve hareketlerde bulunarak tek başına kalmıştı hâlbuki şifa sunan, şifaya sebep olan hekim gibi gönüllerine reçete yazabilse idim şimdi tek başına kalmazdım.

Gözleri doldu. Yüce olan Mevla bana bu gerçekleri, şimdi bunu bir tokat gibi yüzüme vurmuştu hem de gecenin sessiz ama çığlık çığlığa haykıran huzurunda ve sessizliğinde göstermişti bu gerçeği. Varsın olsun zarar verici ziyankâr olan beni bana göstermenin şerefini bana bahş etmişti. Korkusuzluk zırhına bürünmüş gecenin sakin atmosferini daha yakından hissetmek için balkonun kapısını açarak dışarıya çıktı. Temiz olan o hava bir anda ciğerlerine doldu. Doğruluk ve yol göstermek için sefere çıkan yıldızlar parıl, parıl ihtişamı ile parıldayarak yönünü kaybedene yol göstermek için çırpınıyordu. Oysa ben haktan sapmış, haram ve günaha batmış bedenimle yalnızım evet yalnızım ey itibar ve nüfuz sahibi olan kasamda binlerce haksızca insanların emeğinde çalarak kazandırdığım paralar, yalnızım Selman efendi yalnızsın. Gözlerinde akan yaşlar, göğsünde akarak ta ayaklarına kadar gidecek yolunu bilen pınar gibi aktı. İnsanlarda olmayan bir boğaz endişesi içinde, koşturdum durdum eyvah ki eyvah bana! Şimdi ağla dök içindeki zehirleri, kus gitsin bedeninde, gönlünde, inci gerdanlık. Mücevher gibi “merhameti diz inci bir kolye gibi göğsüne, kalbine, hem de ince, ince değerli olan bu elmastan değerli olan merhameti, gönül gözünü diz gönlüne. Körleşmiş kalbini, az gören hislerini, bulanık gören gözünü aç ve uyan.

Esen tatlı rüzgârdan üşüyerek içeriye girdi. Bambaşka âlemde geziniyordu. Mümkün olan yaşama ve hayat çizgisi bu duygularda ve hissiyatlar da saklı idi. Manasızlıkla dolu geçmiş hayatını çöp tenekesine hatta yedi kat yerin altına gömmeliyim, diyerekten ilerde kapı ağzında duran iş çantasına doğru yöneldi.

İçindeki tüm dokümanları yırtarak çöpe attı. Çöplük kovasında sanki hırıltı geliyordu bu hırıltı yıllardır bedenini saran bencilliğin ve yok oluşa götüren arzu hevesi, uğruna insanları ezmenin acısını ihtiva eden sesler midir diye düşündü. Olabilirdi. Çöp kovasında sanki kan akıyordu. Hayatını bundan sonra tasasız ve kederli kılmamak ve çalışanlarını da aynı duygularla gönlünü almanın telaşı içinde eli kasanın anahtarına gitti. Ayağa kalktı her defasında korkarak ve çalınmasının endişesi ile milyarlarca para vererek aldığı kasaya doğru yürürken, önü aydınlık nurla aydınlanmış gibi ışık ve kalbindeki tüm endişesi yok olmuş, olarak kasaya doğru yürüyordu. İyi ve iyiliği yetiştirmeyen düşüncelerle biriktirdiği bu paralar artık değersiz bir kâğıt parçası gibi göründü gözüne. Kasayı açarak paraları ve tüm altınları çantaya doldurdu. Rahatlamıştı, kuşlar kadar hafif ve özgürlük kadar özgür olmuştu. Derinden bir oh çekerek cep telefonunu aramanın telaşına kapılmadan bu sefer sakin bir düşünce içinde aramaya başladı, şimdiye kadar telefonunu hep nereye koyduğunu bulamaz ve yenisini alırdı, aradığı telefonu çekmecede veya televizyonun yanında bulunca hemen saklardı.

Şimdi ise arayıp bulacaktı cep telefonunu. Kabalık ve sertlikten uzak sakin bir hal ile yatak odasına girdi. Oda yalnızlıktan tir, tir titriyordu sanki tüm güzellikleri yaşamak ve güzel görünmek uğruna yenilmez hırsına mağlup olarak aldığı ve böbürlenerek giydiği kendisini büyük ve değerli gösterdiğini sandığı giysiler bir anda ufak parçalara bölünmüş küçülmüş giysilere dönmüştü. Yatak odasına ve giysilerine verdiği önemi insanlara ve Gönüllerini kırmak için harcadığı çabayı gönül -çabadan daha az gönüllerini kazansa idim- kırmanın ezikliğini duyarak odadan çıktı. Hazinelerle dolu sandığı giysileri kendisi gibi tek başına kalmıştı. Kibirli, firavunlaşan istekleri sonucunda yaptıklarında pişmanlık duyarak, bir sigara yaktı. Başını dik ve yukarıda tutarak yarın sabah yapacaklarının listesini yapmak için masada duran defteri ve kalemi aldı. Bir an elindeki pırlantalarla kaplı kalemi yere atarak-sen hissettiklerimi yazmaya layık değilsin gözünü benim gibi değersiz olanlarla süslenmişsin-diyerek başka bir kalem aramak için mutfağa yöneldi. Yarın yapacaklarında kati ve şiddetli bir istekle mutfakta aldığı arkası kırılmış kara kalemle yapacaklarını yazmaya başladı. Yarından itibaren kara ve kazanca dönüşecek olan bu yeni fikirleri ile çalışanlarına sürpriz yapacaktı Buğdayın başakları gibi bereketli olacak bire on verecekti. Değeri olmayan şeylere değer vererek geçen günlerini şimdi değerli olanlara değer vererek telafi etmenin heyecanı ile kalbi dopdolu idi, kabına sığamıyordu. Mahcup ve utangaç olacağım bundan sonra dedi içinde kendi kendine. Katı ve sert Selman artık öldü yok oldu diyerekten gözleri gülerekten kanepeye uzandı. Yorulmuştu. Etli olan yanağı ve yüzü küçülmüş gibi hissederek eli ile yokladı. Kalktı, aynada yüzüne bakmak için, aynanın karşısına geçince aynadaki kendisini tanıyamadı, bambaşka bir Selman vardı yanağında güller açıyordu. Alnını ortasında küçük kapısı açılmış açık duran ve ışıklar saçan bir kapı vardı sanki semada dönüyordu semazen gibi. Yıkılmış tüm değerleri ve yanlışları toplanmış bir doğruda bir araya gelmiş gibi en doğrusu olan merhameti anlamıştı.

Mehmet Aluç (Kul Mehmet)


Warning: Division by zero in /home/islamali/public_html/wp-includes/comment-template.php on line 1415
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ