İslam Alimi

İslam Tarihinde Peygamber Efendimiz ve Hicret

İlk Hicret Habeşistan’a Yapıldı: Müslümanların başına gelenlere çok üzülen Peygamberimiz (a.s), bir grup Müslümanın Habeşistan’a hicret etmesine izin verdi. Ambargo İmtihanı: Müslümanlara üç yıllık boykot uygulandı. Kız bile alınıp verilmedi, alış veriş yapılmadı ama mü’minler inançlarından taviz vermediler. Taif : Hazreti Peygamberin destekçisi olan Ebu Talib’in ölümü, müşriklere fırsat verdi, onların işkence ve baskıları dayanılmaz hale geldi. Böyle bir ortamda İslam’ı tebliğ edemeyeceğini anlayan Peygamberimiz (a.s.), Taif’e giderek yeni bir çevrede İslam’ı anlatmaya çalıştı, ancak sert bir tepkiyle karşılaştı, Mekke’ye dönmek mecburiyetinde kaldı.

Akabe Işığı: Mekke müşriklerinin yaptıkları dayanılmaz hale gelince Peygamberimiz İslâm güneşine başka ufuklar aramayı düşündü. Hac münasebetiyle Mekke’ye gelmiş olan Medinelilerden bazılarıyla Akabe denilen yerde iki defa toplantı yaptı. Onlara islamı anlattı ve müslüman olmalarını istedi. Onlar da islamı kabul ederek Medine’ye döndüler. Böylece İslamiyet Medîne’ye girmiş oldu. Orada da müslümanlar Mus’ab b. Umeyr’in gayretiyle çoğalmaya başladı. Peygamberimiz de Mekke’den Medine’ye göç etmek isteyenlere izin verdi ve şöyle buyurdu:

“Sizin hicret edeceğiniz yerin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi.” (Buhari, Menakıp, 45)
Peygamberimizin bu izin ve teşviki üzerine Medine’ye hicret başladı. Kısa zamanda pek çok kimse Hazreti Ömer de dahil olmak üzere Medine’ye göç etti.

Mekke’de Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ali ve Mekke’de müslüman oldukları için aileleri tarafından hapsedilmiş olanlarla köle ve cariyelerden başka kimse kalmamıştı.

“Hazreti Ebu Bekir de hicret etmek istemiş, Peygamberimiz kendisine;
– Acele etme, bana hicret için izin verileceğini umuyorum, diyerek ona izin vermemişti. Hazreti Ebu Bekir:
– Anam babam sana feda olsun, gerçekten bunu umuyor musun? diye sordu.
Peygamberimiz:
– Evet, umuyorum, diye cevap verdi ve Hazreti Ebû Bekir buna çok sevindi.” (Buhari, Menakıp, 45; İbn Hişâm, c. l, s. 480)

Dârü’n- Nedve’nin Korkunç Kararı: Mekke’de müslümanlardan kimsenin kalmadığını, hepsinin Medine’ye göç ettiğini gören Mekke ileri gelenleri telaşlanmaya başladılar. Hazreti Muhammed de Medine’ye hicret eder Müslümanların başına geçerse kendileri için iyi olmayacağını, Şam ticaret yolu Medine’den geçtiği için kapanabileceğini düşündüler. Mekke’de hemen hemen yalnız kalan Peygamberimiz için bir şeyler düşünmeli dediler. Bu amaçla Kureyş ileri gelenleri “Dârü’n-Nedve” denilen önemli kararların alındığı yerde toplandılar.

Toplantı son derece gizlilik içerisinde yapıldı. Toplantıda çeşitli görüşler ileri sürüldü, tartışıldı. İçlerinden bir kısmı, Muhammed (s.a.v.) in başka bir beldeye sürgüne gönderilmesini teklif ettiler. Bazıları da, onu bağlayıp her tarafı kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsedelim, dedi. Bu görüşlerden hiçbiri kabul görmedi. Nihayet Ebu Cehil şöyle dedi: Kureyş kabilesinin bütün kollarından birer temsilci seçelim. Bunlar aynı anda Muhammed (s.a.v.) e hücum edip öldürsünler. Kimin vurduğu belli olmasın. Böylece kanı bütün Kureyş kabilesine dağılmış olur. Haşimiler bütün Kureyş kollarına karşı çıkamayacaklarından kan davasına kalkışamazlar, çaresiz diyete razı olurlar. Bu iş de böylece kapanmış olur, dedi.

Ebû Cehil’in bu teklifi kabul edildi. Bu işi yapacak kırk kişi seçilerek toplantıya son verildi. Bir an evvel bu kırk kişinin görevlerini yerine getirmeleri istendi. Allah onların kararını Cebrâil aleyhi’s-selâm aracılığı ile Peygamberimize bildiriyor ve Mekke’yi terkedip Medîne’ye hicret etmesini emrediyordu.

Hazreti Aişe’nin ablası Esma (r.anh.) seyahat için gerekli hazırlığı yapmaya başladı.
Peygamberimiz Hazreti Ali’yi çağırdı ve: – Ben Medine’ye gidiyorum sen bu gece benim yatağımda yat, örtünü üzerine al. Sabahleyin bu emânetleri sahiplerine ver ve sonra da hemen gel, buyurdu.

Mekke müşriklerini anlamak çok zor. Hem Peygamberimizi kendilerine düşman biliyor, hem de onu en güvenilir kişi bilerek kıymetli eşyalarını ve mücevherlerini ona emanet ediyorlardı. Kendi adamlarına güvenmiyorlardı. O yüce Peygamber de emânete verdiği önemi burada gösteriyor. Böyle hem kendisi ve hem de müslümanlar için ölüm kalım savaşı verirken yanındaki emanetleri sahiplerine vermek için Hz. Ali’yi Mekke’de bırakıyor, yatağına yatırıyordu.

Peygamberimiz Mekke’den ayrılırken şu duygu dolu sözleri söyledi:

“Ey Mekke, vallahi sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı yerisin. Bana da en sevimli yerisin. Vallahi eğer buradan çıkmaya mecbur bırakılmasaydım, çıkmazdım.” (İbn Mâce, Menâsik, 103, 3099)


Peygamberimiz ve Hazreti Ebu Bekir Mekke’nin güneyinde bir buçuk saat mesafedeki Sevr dağına vardılar. Dağı tırmanarak zirvesindeki mağaraya gizlendiler.

Mekke müşrikleri guruplar halinde her tarafta Peygamberimizi aramaya koyuldular, bulamadılar. Bulana yüz deve vereceklerini ilan ettiler. Her tarafı arıyorlardı. Hatta bunlardan bir kısmı mağaranın ağzına kadar gelmiş, o kadar yaklaşmışlardı ki, adımlarının sesi içerden duyuluyordu.
Hazreti Ebu Bekir endişelenmeye başladı Peygamberimize, kulağına eğilerek, “Düşmanlar çok yaklaştı, o kadar ki, ayaklarının dibine bir baksalar bizi görecekler” dedi. Peygamberimiz ona cevap verdi:

“Üzülme! Allah bizimle beraberdir.” Hatta o sırada mağaranın kapısına kadar gelenlerden biri mağaranın içine girip aramak istemiş. Umeyye b. Halef ona.

Orada ne işin var? Aklını mı yitirdin. Baksana Muhammed doğmadan önce orada örümcekler ağ germiş, kuşlar yuva yapmış, dedi ve içeriye girmesine engel oldu. Mağaranın ağzına örümcekler ağ germiş bir çift güvercin yuva yapmıştı. İşte Tarih kitaplarının sözünü ettikleri mağara mucizeleri bunlardır. Allah bir kulunu korumak istedikten sonra onun sebeplerini de yaratır. Konu ile ilgili Kuran-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:

“Eğer siz ona (Allah’ın Resûlüne) yardım etmezseniz (bu önemli değil); Allah ona yardım etmiştir. Hani kâfirler onu iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke’den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı, O, arkadaşına, üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükunet sağlayan) emniyetini indirdi.

Onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kafir olanların sözünü alçalttı. Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/40)


Peygamberimiz ve Hazreti Ebu Bekir Sevr mağarasında üç gün üç gece kaldılar. Hz. Ebû Bekir’in küçük oğlu Abdullah geceleri gelir, Mekke’de olup bitenleri onlara bildirir, şafak sökerken şehre dönerdi.

Dördüncü gün olunca Kureyşin kendilerini takip etme işinin gevşediğine inanarak mağaradan çıktılar. Bu yolculuğun ne kadar güç şartlar altında yapıldığını bugün anlamak mümkün değildir. Yiyecek yok, su yok, serinleyecekleri bir gölgelik yok. Her tarafı saran alev dalgaları çölü kasıp kavuruyor. Yedi gün yedi gece bu kızgın çöllerde, vadilere dalarak, dağlara çıkarak yürüdüler.

Mekke-i Mükerreme’ye dönüşün müjdesi de böylece verilmiş oluyordu. Peygamberimizin Medine’ye gelmekte olduğunu haber alan Medine’liler onu heyecanla bekliyorlardı. Peygamberimiz Kubâya Milâdî 622 yılı 20 Eylül Pazartesi günü ulaştı. Peygamberimiz burada ilk iş olarak Gülsüm b. Hedm’in hurmalarını kuruttuğu yerde bir mescid inşa etmiştir. Bu mescidin inşasında Peygamberimiz herkesle birlikte bir amele gibi çalışmıştır. İslam’da ilk inşa edilen bu mescid kuba mescididir.

Peygamberimiz burada 14 gün kaldıktan sonra bir Cuma günü Medîne’ye hareket etti. Beni Salim mahallesinden geçerken Cuma vakti girdiği için burada Cuma namazını kıldı. İlk Cuma namazı burada kılınan namazdır.


Warning: Division by zero in /home/islamali/public_html/wp-includes/comment-template.php on line 1415
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ