Ön Yargı ve Nefsin Esareti Nedir?

Mehmet Aluç

Yazarın şu ana kadar yazılmış 268 makalesi bulunuyor.

Yazıma ilk önce bir alıntı ile başlamak istiyorum internetten okumuştum Çetin Kılıç kardeşim paylaşmış veya yazmıştı:

İki genç çarşıda gezerken caminin minaresinden gelen ezandan etkilenip abdest alıp namaz kılmak için camiye girerler. Kıyafetleri, saç, sakal şekilleri cami adabına uymayan bu gençlere caminin görevlisi “bu kılıkla namaz kılınmaz”diyerek kapıyı gösterir gençlerden biri “sen caminin sahibi’misin sana mı soracaktım” deyip camide kalırken diğeri öfkeyle kalkıp gider. Zamanla bu iki gencin yolları ayrılır biri camiye namaza devam ederken diğeri menfi yollara girmiştir. Gazetede arkadaşının resmini görünce heyecanla okumaya başlar.

“Bir terörist hücre evinde ölü olarak ele geçirildi. “

-Ey imam efendi namaz kılmaktan seccaden yırtılsa sana bunun hesabını sormaz mı Allah…(1)

Şimdi bu önyargı ve nefis ile olmanın hesabı nasıl verilir acaba, belki hoca daha derli toplu olsunlar diye düşündü ama neyimiz derli toplu ki bu âlemde. Yolumuz iman yolu diye kırk parçaya böldük, herkes ben ben der, biz demez. Ön yargıyı parçalamak atomu parçalamaktan zordur. Aslında onu parçalayacak imandır, önümüzdedir, göremeyiz, bakamayız, hissedemeyiz ki… Anlamsız sözler yumağı veya önyargı esareti öylesine bizi esareti altına almış ki, sen bu takımı tutun o hiç işe yaramaz, sen gel benim takıma, bizim memlekette hep yiğitler çıkar, sizin memlekette tembeller çıkar, yok sağcı, yol solcu, yok yolcu, yok kolcu, yok bolcu, yok ayakçı… Nedir kardeşim bunlar ne arar bizde, bir damla iman ile hepsi yok olur ”bir damla iman ile bir damla imanı almayız, tonlarca yükü günahı sırtlanır iki beli kambur olmuş gezeriz…

Bu gereksiz kof yansımalar, hezeyanlar, seraplar düşmanın kucağına attı, hiç üreterek icat ederek yaptığımız bir ürün var mı? Bir icadımız var mı?

Yine bir blogda okumuştum alıntı yapacağım bu konu ile ilgili:

Bu sorunun cevabını vermeden önce aşağıdaki soruyu okuyun.

Şimdi bir dünya lideri seçme zamanı ve sizin oyunuz da sonucu etkileyecek. İşte üç aday hakkındaki gerçekler:

1. Birinci kişi yani adayımız. Sahtekâr siyasetçilerle işbirliği içinde ve falcılara danışıyor. İki metresi olmuş. Paket paket sigara ve günde 8 ile 10 bardak martini içiyor.
2. Kişi yani adayımız aday: İki kere işten atılmış, öğlene kadar uyur. Üniversitedeyken uyuşturucu kullanmış ve her gece 1 litre viski içiyor.
3. kişi yani adayımız: Madalya almış bir savaş kahramanı, vejetaryen, sigara içmiyor. Nadiren bira içer ve evlilik dışı hiçbir ilişkisi olmamış.

Tercihiniz bu adaylardan hangisi olurdu? Önce kararınızı verin, daha sonra aşağıdaki cevaba bakın!

1.Franklin D. Roosevelt
2.Winston Churchill
3.Adolf Hitler

Hepimiz eminim ki bende dâhil 3. Adayı seçerdik, bizim için objeler, materyaller önemli, unvanlar önemli gerisi bom boş içi boş şeyler olarak geliyor. Nefsimizle ön yargımız ciğerimize sanki Japon yapıştırıcı ile yapıştırmışız, sanki sökülmesi imkânsız bir illet, hastalık… Hele birde hayatın görünmeyen yüzünü bilmeyen ve görmesi mümkün olmayan sözlerimiz var ki, şeytan bile şaşırıyor!

“Yok, canım ben ilk görüşte zaten onun suçlu olduğunu biliyordum, ben insan sarrafıyım… Bak sana söylüyorum o arkadaş bizimle gelmeyecek, hem onda hiç yürek yok, yürek dediğin bir kocaman avuç olacak adama baksana hiç yürek yok, sanki hayatında hiç yürek yememiş… Hem biliyor musun yeni gelen öğretmenin pek öğrencilere hayrı olmayacak galiba evet, bende sezgiler çok kuvvetli…”Say usanmaz pes etmez isen sen say ben yorulurum yazmaktan!

Ön yargısız olmanın sonu değil ki ölüm! Ne zararı var bize doyasıya gülmenin mutlu olmanın kucaklaşmanın zararı? Yazık değimli cümle kardeşimin canına, kalbini kırmanın ”gıybet” ederek günaha girmenin ne faydası var bize? E tabii ki egomuzu tatmin edeceğiz ya! Koltuklarımız yalan ile kalkacak madalya takacaklar ya bize! Gerçekler ortaya çıkınca neden başlar önde? Neden suratımız kızarır? Daha çok nefret etmeye neden doğrular karşımıza çıkınca volkan gibi kaynarız? Eyvah ki eyvah! Dil nerede? Söz nerede? Akıl izan nerede? Basiret nerede? Gören var mı acaba? Müslüman’ız deriz Nur Kur’an nerede? Duvarda asılı, cenazeler de okumak için bekler! Cefa, ondan sonra bekleme gelmez sefa,  hani nerede kim sakladı yok ortalıkta vefa, ego tatmini, bu ego tatmini sanki ego bileti bas otobüste gez dolan! Ey nefis çaresiz kalınca bende çare isteme bırakmadın ki bende hiç sana bana derman çare.

Ölüm hayatımızın neresinde saklı acaba? Hesap vermenin korkusu, tedirginliği nerede saklanıyor acaba? Ölümü unutmak ölümü bizden uzaklaştırıyor mu? Hayır. Tedirgin olmamamız hesaba çekilmemizi sağlayacak mı? Hayır. Akıl ve izanımızı kim gönlümüzde sildi? Bilen yok… Bunu yazdıklarımı az şöyle düşüne biliyor muyuz, inan ben şimdi düşününce aklım durdu, yüzüm kızardı, dondum kaldım! Cüzi irademizi neden iyi olandan- yani Kur’an sünnet ile ölçerek- yana kullanmıyoruz? Âlemlerin Rabbi olan bizi ve âlemi yaratan güzellikler ile donatan Yüce Allah’ı arayıp bulmuyoruz? Nefis ön yargı ile dost oluyuz? Haydi, önyargılarımızı yıkmaya… Nur Kur’an Nur Sünnet ile bakış açımızı değiştirmeye… Haydi dirilişimiz hayırlı ola, bölünmeyelim yetmiş üç yola, bakmayalım kusurlara kendi kusurumuzla olalım baş başa… Para yerine diyelim, yara koşalım fakir fukaraya, haydi atalım bir adım İnşallah. Selam ve dua ile

Mehmet Aluç (Kul Mehmet)


Warning: Division by zero in /home/islamali/public_html/wp-includes/comment-template.php on line 1415
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ