İslam Alimi

Nurlu yolun Nurlu Yolcuları Hz Ali Allah’ın Aslanı Zülfikar(K.V) 4

Mehmet Aluç

1962 Malatya doğumluyum,evli ve 4 çocuk babasıyım Ankara da ikamet ediyorum,Kamuda emekliyim,şiir,öykü,denemeler yazıyorum...

hlf

Hazırlanın dostlar O Resulün dostlarını anlatayım yine size
Allah’ım sen büyüksün ve her şeye Kadirsin
Zülfikar dördüncü halifemiz
Mekânı gülistan eyleyen yine Zülfikar idi
Hayalleri rüzgârda olanların hayallerine kavuşturan Zülfikar idi
Muştusu olmayan muştu idi
Zülfikar İnsanı Kamil in benliğidir
Zülfikar yalnız Ali de Zülfikar’dır
Ancak ehli, ehilleriyle o kılıcın kınsızlığına kın olabilir

Birer kor bakışları İmansızlar için,
Kirpikleri ok din düşmanlarına, Allah’ın Aslanı Murtaza idi
İman ile Rahmetin gönlüne yağan Allahtan aldığı bu rahmeti ve yağdıran idi
Hz. Ali (a.s), Resulullah (s.a.v)’in vasisi, halifesi ve on iki imamın ilkidir.
Merhamet akan gözlerinde ırmak, ırmak şelale akan gönüllere
Nefsini zincire bağlayan idi
Çileyi sinesine çeken Zülfikar
Yol idiler tüm insanlığa imanları ile Zülfikar dile yansıyan imanı ile
Yer ile gök arasında adaleti ile kopmaz bir bağ idi imanı ile Zülfikar
Kalbine imanın kanadı değinen idi Zülfikar
Böğre değince bir peygamber eli işte bu o dostun böğrü idi
Peygamberin eli idi, tıpkı Hz Ebubekir Sıddık, Hz Ömer bin hattap
Gibi, Peygamberin eli idiler
Merhametle dil ve hecelerle nurla dökülen sözlerle kalplere akandı Zülfikar
Değerli babası, Ebu Talib, annesi ise Esed kızı Fatıma’dır
Zeyd ve Haydar da onun diğer mübarek isimlerindendir
İki meşhur künyesi de Ebu’l- Hasan ve Ebu Turab ’idi

Hazretin hiç kimsenin ortak olmadığı kendisine has lakabı ise
“Emir’ul- Muminin”dir; Murt aza, Hadi, Sıddık,
Faruk, Veli, Şahid… De onun yüzlerce lakaplarından sadece bir kaç tanesi idi
Emir’ul- Müminin Hz. Ali (a.s)’ın çocukluk dönemi,
Resulullah (s.a.v)’in çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir;
o evde büyüyüp olgunlaşan idi Nurla süzülen gönlü

Bu büyük şahsiyetlerin her ikisi de
Ebu Talibi bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı;
Esed kızı Fatıma’ya da anne diyorlardı
Bu iki yüce şahsiyet arasındaki köklü ailevi bağlılık var idi

Resulullah (s.a.v)’in Hz. Ali’yi iyi eğitmesi
ve onu özel lütuflarından yararlandırması için
uygun bir zemin hazırlamam idi Rahmet Peygamberi tarafından

Hz. Ali (a.s)’ın kendisi o değerli lütufları şöyle anlatıyordu
“Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı beni koklardı;
lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi
Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse,
onun ardından giderdim;
o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu.
Her yıl Hıra dağına çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi
On üç yıl böylece geçti,
Resulullah (s.a.v) İnzar ayetinin nazil olmasıyla
kendi akrabalarını İslam’a davet etmekle görevlendi.
Muhammed bin Cerir-i Taberi, Hz. Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor
“Resulullah (s.a.v) beni çağırdı ve şöyle buyurdu:
Ya Ali! Allah-u Teâla,
kendi yakınlarımı inzar etmemi (uyarıp korkutmamı) emretmiştir
Sen bizim için bir yemek yap denilen idi
Sonra Abdulmuttalib oğullarını,
onlarla konuşmam için bir araya topla da iletmekle görevli olduğum şeyi onlara ileteyim
Ben de Resulullah ’ın emri üzere onları bir araya topladım,
Resulullah (s.a.v) onlara hitaben şöyle buyurdular
Allah-u Teâla, sizi O’na davet etmekle beni görevlendirmiştir
Sizlerden hanginiz, aranızda benim kardeşim, vasim ve halifem olmak istiyor
Orada bulunanların hepsi sustular.
Onların hepsinden yaşta küçük olmama rağmen;
“Ya Resulallah! Ben senin yardımcın olmak istiyorum” diyen idi Zülfikar
Resulullah (s.a.v) elini benim boynuma koyarak şöyle buyurdu
Bu şahıs, benim sizin aranızdaki kardeşim, vasim ve halifemdir;
Sözünü dinleyin ve emirlerine uyun diyilen idi
Böylece İslam’ın şanlı tarihinde,
Emir’ul- Müminin Hz. Ali (a.s) ilk Müslüman olarak tanınmış oldu.

Nitekim Zeyd bin Erkam ve İbn-i Abbas’ın tanıklığıyla
Hz. Peygamber’in aleni davetinden önce de Hz. Ali Müslüman idi
Buna ilaveten Hz. Ali’nin hilafet ve vesayeti,
“Gadir-i Hum” günü diğer Müslümanlara da açıkça beyan edilen idi
İslam’ın aşikâr olmasıyla
Küreyişlilerin Resulullah’a karşı eziyetleri de başladı,
bu baskı ve eziyetler hicret zamanına kadar devam etti.
Tarihin tanıklığıyla bu müddet içerisinde
Resulullah ‘ın en büyük yardımcı ve destekçisi,
Hz. Ali’nin babası Ebu Talib olmuştur.
Ebu Talib Kureyşin büyüğü olmasına rağmen
hiçbir zaman Resulullah’ı Küreyişlilere teslim etmedi.
Oğulları Ali ve Caferi ve kardeşi Hamza’yı ona yardımcı olmaya
ve sürekli onun yanında bulunmaya davet etti
Bi’setin onuncu yılında Ebu Talibin ölümüyle,
Kureyşin Müslümanlara olan baskı ve eziyetleri daha da arttı.
Resulullah’a küstahlık yapmaya başladılar ve defalarca onu öldürmek istediler.
Nihayet her kabileden bir kaç genç toplanıp
hep birlikte ansızın Hazrete saldırarak onu kılıçla öldürmeyi kararlaştırdılar
Resulullah (s.a.v), İlahî vahiy ile onların bu komplosundan haberdar oldu
ve gece vakti Mekke’yi terk etmesi emredildi.
Bu yüzden Hz. Ali’yi çağırarak
o gece (Leylet’ul- Mebit) kendi yerinde yatmasını ondan istedi
Hz. Ali de canı gönülden kabul edip onun yerinde yattı

Bakışları değiştiren merhamet ile yattı o yatağa
Mekânı gülistan eden gönlü ve gözleri ile yattı o yatağa
Yüreklere gül dikmek için yattı o yatağa
Miski Kokulu gökyüzünden aldığı o kokuyu, gönüllere ekmek için yattı o yatağa
Yürekleri mateme çevirmeye gelenlerin Gözlerini ve yüreğini mateme çeviren idi
Kanadı kırık kuşlara kanat olmak için yatandı o yatağa
Âlemde böyle bir yürek, gönül ve itikat yok idi olması da mümkün olmayan idi bu olay
En talihli ve mutlu imanın Mahkûm benim diyen ve sevinçle o yatağa yatandır muştu bekleyerek
Ve muştuya kavuşarak yatandır, muştu getirendir gönüllere Zülfikar
Hiçbir rüzgâr sabırla peşinden koşamazdı
Hangi el ve nakış onun gibi gönülleri dokurdu, bilinmez
Yatmasa âlemlere rahmet olan ve gönüllerde açan nadide gül
O resulün gönüllerde açtırdığı güller tur ab olurdu
Gönüllerde sönmeyen iman ateşini söndürmeye gelen
imansızların önüne set, imanı ile gönüllerde sönmeyen ateşti Zülfikar

Koyunlarda filizlenen iman idi
Kureyş gençleri sabaha doğru yalın kılıçla Resulullah ‘ın evine saldırdılar
Ama içeriye girdiklerinde Hz. Ali’yi, Peygamber (s.a.v)’in yatağında görülen idi imanı ile
Yürekleri mateme çevirmeye gelenlerin,
Gözlerini ve yüreğini mateme çeviren idi o yatakta imanı ile
Vurmaya giderken vurulmuşlardı,
bir keskin ok gözleri onlara bakan,
iman dolu göğüste atan genç Zülfikar’ın oku ile vuran idi
Kaldırımda onları sefil bırakan idi
Bilmezler ölümsüz pınar olmak nedir gönüllerde, Zülfikar bildi ve ölümsüz pınar oldu
Ölümsüz pınardan iki kol iki evlat, gönüllere damla, damla şerbet pınarı akıtan Hasan ve Hüseyin
Şafaklarda yol kesmeye gidenlerin, yolunu kesen Zülfikar
Nefes almaya gidenleri nefessiz bırakan Zülfikar idi

Bu esnada çok sinirli olduklarından dolayı
Hz. Ali’yi Mescid’ul- Haram’a çekip kısa bir tutuklamadan sonra serbest bırakılan idi
Allah-u Teâla bu eşsiz fedakârlığı takdir ederek şu ayeti nazil etti
“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla
canını satar diye hakkında ayet inen idi
Bu ayet birçok Şia ve Ehl-i Sünnet müfessirlerinin görüşüne göre
Hz. Ali (a.s)’ın fedakârlığı ve makamı hakkında nazil olmuştur denilir
Resulullah (s.a.v)’in Medine’ye hicretinin peşince, Hz. Ali (a.s) da o şehre giden idi
Hicretin ikinci yılında Hz. Fatimet’üz- Zehra ile evlen idi
Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan İmam Hasan (a.s) dünyaya geldi,
Gönüllere ve gönüllerimize damla, damla şerbet pınarı akıtan geldi dünyaya
Bir peygamber düşünün sırtında torunları Hasan ile Hüseyin
Bir peygamber düşünün ırmağım dediği torunları Hasan ve Hüseyin
Secdede sırtında Hasan omzunda Hüseyin
Peygamber Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i çok severdi. ‘
Bunlar benim oğullarımdır, kızımın oğullarıdır;
Allah’ım ben onları seviyorum, sen de onları sevenleri sev.’ dediğidir
Düşmesinler diye namazı yavaş kılan Peygamber
Peygamber elidir onların üstünde duran Nurlu torunlar Kalplerimizde
Sönmeyen kalplerimizde gönüllerimizde
Mazlumca şehit edilenler idi

Hz. Ali’nin şahadeti sonrasında abisi Hz. Hasan’a itaat etmeyi yeğlen idi
Çünkü babası ölürken ona abisine uymasını vasiyet etmişti
Ancak abisinin Muaviye’nin hileleriyle
zehirletilerek şehit edilmesinden sonra
yaşanan gelişmeler onun o zaman kadarki durumunu değiştirdi.
Yezide biat etmemekteki kararlılığı onun bu yolda sonuna kadar gideceğini gösteriyor idi.
Emir’ul- Müminin Hz. Ali (K.V.),
Tebuk savaşı hariç bu savaşların hepsinde İslam ordusunun sancaktarı idi
Hz. Ali (a.s) Bedir savaşında düşman ordusundan yirmi bir kişiyi öldüren idi
Öldürdükleri kişiler arasında Muaviye’nin dedesi Utbe, dayısı Velid ve kardeşi Hanzele de varidi
Uhud savaşında ise
Kureyş ’in meşhur savaşçılarından dokuz kişiyi yere seren idi.
Bu savaşta bedeninden yetmiş yara alarak son ana kadar
Hz. Peygamberi savunan idi
Oysa İslam ordusundan bir kaç kişi hariç
diğerleri firar edip dağa sığındılar, ama o Allah’ın kılıcı idi
Cebrail (a.s), Hz. Ali’nin bu fedakârlığını görünce bir kaç defa:
“Zülfikar’dan başka kılıç, Ali’den başka da yiğit yoktur. Dedirten idi
Resulullah (s.a.v) o darbeyi şöyle değerlendirdi:
“Ali’nin Hendek günündeki darbesi,
ümmetimin kıyamete dek bütün amellerinden daha üstündür.
” dedirten idi, üşüyen makber çiçeklerini açtıran idi
Hayber savaşında, bayrağı ilk önce
Ebu Bekir, sonra da Ömer eline alıp meydana çıktı
Ama bir zafer elde etmeksizin geri döndüler.
Resulullah (s.a.v) çareyi, bayrağı Hz. Ali’ye vermekte gördü,
Bu yüzden şöyle buyurdu
Yarın bayrağı öyle bir kişiye vereceğim ki,
o Allah’ı ve Resulünü seviyor, Allah ve Resulü de onu seviyorlar denilen idi

Sa’d bin Ebi Vakkas şöyle diyor
Biz o kişinin kim olduğunu görmemiz için ayağa kalktık
Bu esnada Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Ali’yi benim yanıma çağırın.” denilen idi
Hz. Ali gözleri ağrıdığı halde Peygamber (s.a.v)’in yanına gelen en güzel nur çiçeği idi
Hz. Peygamber, ağzının mübarek suyunu onun gözlerine sürerek
bayrağı onun eline verdi
Allah-u Teâla Hayber’i, onun eliyle fethetti,
fetih eden idi Simsiyah gecelere nurdan ışık idi
Umutların iksiri idi Zülfikar
Nihayet Hz. Ali (a.s)’ın hayatının en kritik anları olan hicretin
10. Yılı Zilhicce ayının 18. günü yetişti ve geldi
O gün Hz. Peygamber (s.a.v),
yüz bin kişiyi aşan büyük bir toplulukla Haccet-ul Veda yolculuğundan dönüyordu.
Gadir-i Hum’a vardıklarında şu Tebliğ ayeti nazil oldu
“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et
Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun
Allah seni insanlardan koruyacaktır Şüphesiz, Allah, kâfir olan bir topluluğu hidayete eriştirmez
Bu kader belirleyici ayetin nazil olmasıyla 120 bin kişiden oluşan kervanın durdurulması emredildi
Onların hepsi, Resulullah (s.a.v)’in çevresinde toplandılar
Resulullah (s.a.v) namaz kıldıktan sonra fasih bir hutbe okudu
Sonra Hz. Ali’nin elinden tutup kaldırarak şöyle buyurdu
“Ben kimin mevlası isem,
Ali de onun mevlasıdır”Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol denilen idi
Müslümanlar grup, grup Hz. Ali’yi kutlamak ve ona biat etmek için yanına
müşerref oluyorlardı Ömer de İmam (a.s)’ın yanına gelerek şöyle dedi
“Ey Ebu Talib oğlu Ali! Ne mutlu sana!
” Sen benim ve her müminin “mevlası oldun.” diye muştu dağıtandı kalplere

Martılar konuyor gönüllere Zülfikar ile
İman ile kalbindeki elmasları döküyordu âleme, bu Zülfikar idi
Zülüm zindanında mahkûm kalanlara, özgürlük kilidi idi ile nurdan nur alan ve açan idi
İmansızlık yangını ile yanan hücreleri söndüren ve güller açtıran idi Zülfikar
Örtülü bir alev olan imanı, özgürlüğün kapısını kapatanlar için, için alev idi
Daha sonra Allah-u Teâla İkmal ayetini indirdi:
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim,
üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip-beğendim
Gadir olayından yaklaşık yetmiş gün bir zaman geçtikten sonra Resulullah (s.a.v) vefat etti.
Emir’ul- Müminin Ali (a.s), Hz. Peygamber’in kefen ve defin işleriyle meşgul oldu
Ama diğer bir grup, bu fırsattan yararlanarak kendi aralarından halife seçmek için
Beni Sakife denilen bir yerde toplandılar
Kargaşa ve tartışmalardan sonra Ebu Bekir’i halife olarak seçtiler
Halk grup, grup ona biat etmeye başladı
Hz. Ali ve yaranlarından bazıları Ebu Bekir’e biat etmekten kaçındılar
Ebu Bekir Ömer’e Ali ve yaranlarının peşince git onlardan biat al,
biat etmezlerse onlarla savaş diye emretti
Ömer de kendisiyle ateş getirip biat için
evden çıkmadıkları takdirde evi yakacağına dair yemin etti
Öyle de oldu Hz. Ali’nin,
evinin kapısını yakarak biat etmesi için zorla evinden dışarı çıkardılar;
hamile olan eşi Hz. Fatıma (a.s)’ı da kapıyla duvar arasında sıkıştırıp
Muhsin ismindeki çocuğunu daha dünyaya gelmeden öldürdüler hunharca

Emir’ul- Müminin Ali (a.s) o gün
İslam ve Müslümanların maslahatını korumak için kıyam etmedi idi
Ama Hz. Fatıma’nın yardımıyla, aldanan Müslümanlara
hakkı tebliğ etmeye başladı ve onların İlahî görevlerini bir kez daha hatırlattı lekesiz imanı ile
Ama artık iş işten geçmişti Hz Ali (a.s) yapa yalnız kalmıştı,
tek yardımcısı olan aziz eşi Fatıma (a.s)’ı da kaybetmişti,
gizemli bahçelerin bahçesi gitmişti ve yalnız kalmıştı Zülfikar
Bir güvercin gibi avucuna konduğu yok idi artık, kapkaranlık gecelerin nurlu gülü gitmişti
Kanadı altındaki konakladığı Zümrüdüanka uçmuştu, cennete
Bunca musibetler, Resulullah ‘ın vefatından 75 veya 90 gün geçmeksizin vuku bulmuştu.
Hilafet 25 yıl boyunca üç kişinin (Ebu Bekir, Ömer, Osman) eline geçti.
İmam (a.s) bu müddet içerisinde hükümetten uzak olduğu halde
ümmeti hidayet etmekle meşgul oldu,
halifelerin yanlış hareketlerini onlara hatırlattı,
ülkenin iç ve dış dini sorunlarını cevaplandıran idi
Kuran’ı bir araya toplamaya ve mahrumları özellikle
Beni Haşim’i himaye etmeye koyulan idi
Bir cümlede diyecek olursak; dini korumak için gece-gündüz çaba sarf eden idi

Hz. Ali’nin imamet yıldızı,
üç halife döneminde de öyle parladı ki,
Ebu Bekir yaptığından pişmanlık duyulan idi
Ömer ve Osman; “Eğer Ali olmasaydı helak olurduk”
diyerek onun ilahî makamını itiraf ettiler
Osman’ın hilafeti döneminde,
hilafet tezgâhında zulüm ve fesadın artması,
halkın incinmesi ve rahatsızlığına yol açtı; öyle ki, bu yüzden Hicrî 35’de
Osman’ın evini muhasaraya alıp onu öldürdüler
Sonra Hz. Ali’nin kapısına gelerek,
onun hükümeti kabul etmesini ısrarla istediler.
Hz. Ali (a.s) hilafete gelme olayını şöyle anlatıyor
Derken, halkın benim etrafıma,
sırtlanın boynundaki kıllar gibi üşüşmesi kadar beni üzen bir şey olmadı
Her yandan, birbiri ardınca çevreme üşüştüler öyle ki,
kalabalıktan Hasan’la Hüseyin, ayaklar altında kalacaktı neredeyse
Koyunların ağıla üşüşmesi gibi çevreme toplandılar, bu kargaşada elbisem bile yırtılmıştı
Gülümseyen rüyayı soldurmuşlardı
Emir’-ul Müminin Hz. Ali (K.V.),
halkın isteğini kabul ederek zahiri hilafet makamını üstlendi;
halk da ona biat edilendi
Sonra valilerini şehirlere gönderdi,
Zübeyr ve Talha da şehirlere gönderilecek olan valilerden idi
Ama memur oldukları yere gönderilmeden makamlarını kaybettiler. Çünkü onlar,
Hz. Ali (a.s)’ın elinden valilik makamı hükmünü aldıklarında
Bu sıla-i rahîmden dolayı Allah sana mükâfat versin dediler
İmam (a.s) bu sözden rahatsız olup
“Müslümanların önderliğinin sıla-i rahîmle ne ilişkisi vardır”
diyerek valilik hükmünü onlardan geri alan idi

Talha ve Zübeyr artık kendileri için bir yer ve makam görmeyince,
Allah’ın evini (Kâbe’yi) ziyaret etmek bahanesiyle
Aişe’nin oturduğu Mekke şehrine gidip Aişe’yi,
Osman’ın kanını Hz. Ali’den almaya tahrik ettiler,
kanlarında şeytan zıplayışıcalar boş durmadı
Onlar bu iş için Basra’yı seçtiler,
kendileriyle birlikte büyük bir topluluğu da oraya çektiler.
Hz. Ali K.V.) muhaliflerin hareketinden haberdar olunca,
Yaranlarından dört yüz kişiyle birlikte o şehre gidip
savaş çıkmasını önlemek için çok çaba sarf eden idi
Ama onlar Hz. Ali’nin sözünü kabul etmeyerek
Hicretin 36. yılının Cemadi’l- Evvel ayında Cemel savaşını başlattılar
Nakisin’lerin (biatlerini bozanların) bu savaşı,
Cemel savaşı olarak adlandı, Çünkü Aişe’nin tahtırevanı bir devenin üzerinde idi
Onun taraftarları, onun etrafını sarmışlardı
Nihayet Aişe’nin devesi yere düşürülerek ordusu dağılıp Aişe mağlup eden idi
Hz. Ali (a.s)’ın emriyle,
Aişe Medine’ye gönderildi,
Ama İmam (a.s)’ın kendisi Medine’ye gitmedi
Hicretin 36. yılının Recep ayında Kufe şehrine dönen idi
Bu savaştan sonra, Hicrî 37’de vaki olan Sıffin savaşına hazırlan idi
Bu savaşı Kasitin (zalim)lerin baş elemanı olan Muaviye başlattı soluğu kesilesice
Muaviye ikinci halife zamanından itibaren Şam hükümetinin valisi idi
Hz. Ali (a.s)’ın zahiri hükümeti döneminde onunla biat etmekten kaçındı
Ve kendi adına halktan biat aldı, etrafı soytarı ile dolu soytarı köpeği olan muaviye
O, Osman’ı mazlum halife tanıtarak
kendisini onun kanının sahibi olarak göstermeye çalıştı soytarı köpeği
İmam (a.s) hakkında öyle bir tebligat yaptı ki,
Sıffin’de Şamlı bir genç, Hz. Ali’nin namaz kılmadığını söylemişti,
soytarı köpeğinin havlaması soytarı köpeği gibi oldu
Velhasıl, Hz. Ali (a.s), Muaviye’nin ordusuna karşı koymak için Kufe’den ayrılan idi
Fırat nehri, Kerbela, Sabat,
Enbar ve Rıkka şehirlerinden geçerek
Şam topraklarından olan
Sıffin’e ayak basan, orada savaş ateşi tutuştu ve bu savaş dört ay sürdüren idi
Güç insanı Zülfikar, akıl dolu olmayan tuzak akılları yok eden,
kılıcı ile kesen Allah’ın Aslanı
Bu savaşta Hz. Ali (a.s)’ın ordusu Muaviye’nin ordusuna galip geldi;
Öyle ki, Muaviye atını alıp kaçmak istedi soysuz köpek Amr bin As ona; Nereye? Diye sordu
Muaviye; Durumun nasıl olduğunu görüyorsun,
şimdi düşüncen nedir dedi Amr bin As cevaben şöyle dedi:
Bir yoldan başka kurtuluş yoktur; o da şudur ki,
Kur’an’ları kaldırıp onları Kur’an’a davet etmelisin
” Muaviye’nin ordusu Kur’an’ları kaldırıp;
“Sizi Allah’ın kitabına davet ediyoruz” dediler,
utanmadan vahşi atlar gibi oradan oraya
bilinçsizce koşan beygirler gibi olan akılları ile dediler

Emir’ul- Müminin Ali (a.s) Bu bir hiledir,
bir aldatmadır, onlar Kur’an ehli değillerdir,
“natık Kur’an” benim, buyuran idi gönüllere
Kendilerine “Havariç” veya
“Marikin” (dinden çıkanlar) denilen bu grup, diyen idi
Kufe’den çıkıp Küfe’nin yakınında yer alan
“Harvra” denilen bir köyde toplandılar Onlar
Hz. Ali’nin emirlerine karşı çıktılar
İmam (a.s)’ın dostu ve memuru olan
Abdullah bin Habbab ve onunla birlikte olanları katlettiler hunharca
Nihayet hicretin 39. yılında,
alevi hükümeti karşısında “Nehrevan” savaşının ateşi körüklendi
Bu savaşta on kişi hariç onların hepsi kılıçtan geçirildi,
Ama İmam (a.s)’ın ordusundan sadece bir kaç kişi şehit düştü
Bu fitneden sonra, Havariç ’den üç kişi Mekke’de toplanıp
Müslümanların siyasi durumları hakkında bazı sinsi müzakerelerden sonra
Hz. Ali, Muaviye ve Amr bin As’ı öldürmeyi kararlaştırılan idi
Bu üç kişiden Abdurrahman bin Mulcem,
Hz. Ali’yi öldürmeyi üstlendi; kahpece soytarı köpeği
Bu uyumsuz komployu uygulamak için
Kufe’ye doğru hareket etti
Ramazan ayının 19.
Gününün şafak vakti zehirli kılıcıyla
Hz. Ali (a.s)’ın kafasına ağır bir darbe indirdi
İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın buyurduğuna göre o darbe,
İmam (a.s) secdegahta iken onun mübarek başına indirildi zalimce
Secden başka indirilemezdi o kılıç, secdeden başka yanına yaklaşılamaz o zalimler soysuzlar
Yıkıldı miski amber kokan o vücut, Gönül pınarlarına akan imanın ırmağı kurudu o anda
Mekânı ve mekânları gülistan eyleyen yığıldı yere
Kendisi için bir an rahatını düşünmeyen
insanların dertleri için gece gündüz çalışan o selvi yıkıldı
Kötümserlik tohumu anacak secdede iken yaklaşabilirdi ve yaklaştı
Billur nur kapısını kapatıllar kör karanlığı getirdiler sandılar,
ama yanıldılar gönüllerimiz
onun nurlu imanlı ışığı ile parıl, parıl parıldıyor hala,
sönmeyen ışıktan alınan ışık hiç söner mi sönmez
Bilemediler bilemezler o soytarı köpeğinin uşakları bilemez
Rabbimizin gönüllerimizde solmayan pırlantalarla
bezenmiş gülü olan Zülfikar’ı öldürdük sandılar
heyhat bilemezsiniz, o solmayanı açtıran
Rabbim hiç soldurur mu gönüllerde ve gönlümüzde Zülfikar’ımızı,
Kinleri kin dolu saatleri bozuldukça kırılıyor umutları bilemediler, bilemezlerdi
Azurde gönüller yıkılmazdı, yıkılan o beden şahlanış için kalkıştı
Asude için kalkıştı, o şahlanış Âlemlere ve tüm onu sevenlere için şahlanıştı Zülfikar
Nadide doğuşla yeniden doğuşu idi gönlümüzde, bu yıkılışı
İndifadır imanı ile kalplerimize bu yıkılışı
Heyhat bilemediler, bilemezler de
Vaveyladır imanı ile merhametsizliğe Zülfikar,
kulaklarını sağır eden imansızların bedenine hançerdir vaveyla gibi saplanan
Yakılır mı eflatun çiçekleri, yanmayan toprakta yetişen
Çiçekleri aşk ile iman ile açılan çiçekleri, yakılmaz heyhat bilemediler, bilemezler de
Ölen Zülfikar değildi, Allah’ın aslanı değildi ölen, kendileri idi kendi kahpe hançeri ile
Emir’ul Müminin Ali (a.s), o melunun darbesinin isabetinden sonra şöyle buyurdu:
“Fuztu ve Rabb’il Kâbe!” (Kâbe’nin Rabbine ant olsun ki, kurtuluşa erdim) diyen idi
İmam Ali (a.s) iki gün kendi evinde yattıktan sonra,
hicretin 40. yılı Ramazan ayının Yirmi birinde şahadete erişti
Allaha karşı elden ne gelir idi, böyle yazmış ise
Veren Odur, seni bizden alanda Odur, kaderi yazanda o idi
Bir gölgelik bu dünya oda bir gölge idi tüm İslam âlemine gölge idiler hepsi

Mehmet Aluç

İndifa: yanardağda püskürme, püskürtme
Vaveyla: çığlık
Heyhat: Ne yazınki
Asude: Rahatlanış, sükûta erme keder ve sıkıntılardan uzak
Murtaza: seçilmiş
Zülfikar: Zülfikar, peygamberimiz Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali’ye armağan edilen ucu çatal kılıcın adıdır. Söz sahibi olmaktır. Zülfikar İnsanı Kamil in benliğidir. Dolayısıyla Zülfikar’ı eline almış, Benliğini eline almış olandır ki söz söyleme marifetine sahip Kemale ermiş zattır. Zülfikar. Yalnız Ali de Zülfikar’dır. Başkasının elinde anlamını yitirmekten öte geçmez. Ancak ehli, ehilleriyle o kılıcın kınsızlığına kın olabilir


Warning: Division by zero in /home/islamali/public_html/wp-includes/comment-template.php on line 1439
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ