İslam Alimi

İnanç Şuuru, Kullarda Nasıl Bir Meleke Haline Gelir?

Mehmet Aluç

1962 Malatya doğumluyum,evli ve 4 çocuk babasıyım Ankara da ikamet ediyorum,Kamuda emekliyim,şiir,öykü,denemeler yazıyorum...

Belli bir birikim ve meziyetler ile donatılarak yeryüzüne gelen insan, bu gelişi ile belli bir sorumluluğu olan ve o sorumluğu neticesinde cenneti kazanıp kazanmayacağını, samimi olup olmadığını ölçülmesi ile bu dünya âlemine gönderilmiş ve ona Rehber edecek yol Arkadaşı Nur Kur’an ve Nur Peygamber(s.a.v.) sünneti önüne serilmiş, kabul edip etmemek hususunda ise imtihan’ın gereği kul özgür bırakılmıştır. Dünya hayatında her çeşitten insanlar kabileler yaşamakta ve her türlü değişik fikirler düşünceler etrafımızda gezmekte veya esareti altına almak için baskı yapmaktadır.

İlk önce Yüce Allah’a teslimiyet ile iman eden ve imanın şartlarını yerine getiren kul, ilk önce dünyanın ve hayatın ve kulların maruz kaldığı değişik düşünce ve fikirsizliklere ve ruhumuzu bozan, İslam’a Nur Kur’an’a Nur Sünnete yanlış olanları, Nur Kur’an Ve Nur Sünnet ile temizlemesi-Kendiside dâhil-gerekmektedir. Bu hal ile devam edildiği müddetçe günde beş vakit Nur Namaz ile “Şuur” bilincine ulaşacak ve bu yaşantısı ile vazgeçilmez, nur Kur’an ve sünneti ile ondaki “Şuur” melekesi güçlenecek hem kendisine, hem de insanların istifadesine sunacaktır. Artık hayatımıza yön veren sadece, Nur Kur’an ve Nur Sünnet olacaktır.

“Onlar Allah’ı ve iman edenleri aldattıklarını sanırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar da işin şuurunda değillerdir.”(Bakara Süresi-9)

“Allah’dan başka taptıklarınız ise hiçbir şey yaratamazlar, hâlbuki kendileri yaratılıp duruyorlar. Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar.”(Nahl-20-21)

İslam ile inanç şuurlu bir meleke haline geldikten sonra, bizde nurani canlanması ile kökten yeni bir ruh terbiyesinden geçirerek yerinden kopmaz iman bağı ile bağlanır. Ruhun arınması da şüphesiz Kur’an Ve Sünnet metot dairesinde olduğumuz müddetçe arınmış bir ruha sahip olabiliriz. Tabiî ki hali ile bu nurlu yolda bu yolun zorluklarını ve tuzaklarını bilen ve Bizlere Nur Kur’an ve Nur Peygamber (s.a.v) ile bildiren yüce Allahın Nur Kitabı ve Nur Peygamberi yolunu takip ederek gerçekleştirebiliriz ancak. Bu yol uzun olsa da bazen mesafe almak ve doğru bir şekilde maksada ulaşmak zaman alsa da en doğru olan yol bu yoldur, bundan gayrisi hüsrandır.  Dünyanın gelip geçici metasında nefis ve şeytanın âlemi bunların eksikliğinde kuşatılmış olduğu zilletten ancak bu metot kurtarabilir.  O zaman bizlerde gönül âleminin derinliklerinde nurani bir huzur ve esenlik ile o ölümsüz âleme taşıyacak olan ruhumuzu kurtarmış hem de idrak ve izan ile insanlığı düşmüş olduğu bu zilletten dikenli ve çamurlu yoldan kurtararak saadete erişebiliriz.

Saadet ve huzura susamış gönüller ancak bu  “metot” ile “İslam’ın ve Nur Kur’an’ın” şuuru bir meleke haline gelir, harap olan gönülleri yeniden inşa eder, dünya ya zalimlikle hükmeden zillet’e son verilerek, Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah(c.c.) hükmü âleme gönüllere egemen olur. Adaletin simgesi Nur Kur’an Ve Nur Resul sünneti, cümle her beldeyi her karışı adaleti ile sarar ve hüküm sürer. “Bundan sonra ne olur biliyor musunuz?”  Siyonistlerin kaçacağı takacağı maskeler bitmiş olur artık yüzünde ve gönlünde tutmaz olur,” Allah’u Ekber”.Kendi çıkarları için zulüm yapan, hakkını koruyan Müslüman’a terörist diyen o ağızlar mühürlenir, cehaletlikleri, güçleri güvendikleri dağları un ufak olur yıkılır gider… Böl parçala yok eden sistemler paramparça olur geriye kendileri paramparça olur nasıl mı?

Kur’an Ve Sünnet metot dairesinde içinde beraberliğimiz ile kardeşlik bağımızın şuuru ile olduğumuz müddetçe arınmış bir ruha gönülle… Perdeler yırtılır perde arkasındaki karanlık yüzler çıkar meydana, saklanacak bir yede bulamaz artık o Siyonist kendi düzenlerini kuran o zalimler ve onların uşakları. Biter katliam yarışları Allah’ın hükmü ne ise o uygulanır, kökleri kazınır, artık iyilikle yarışlar başlar, mutluluğa koşma… Olimpiyatları düzenlenir. Artık şeytanda yok olur o edepsizce fısıldadığı Ey insan! Korkma gel peşimde elbet Allah seni affeder, doğru af eder ama tam af yoluna giderken de, sakın ha günahın çok gitme sakın, çok günahın, gitmeye yok yüzün, aman boş ver beklide hesap yoktur saçmalığı bitecek, hatta ve hatta o lanet şeytanın Cehennem korkusunu, etme kendine keder belki o da yoktur korkutmacadır, seni kalbin zaten temiz, temiz değil mi bence çok temiz saçmalığı da son olacak, şeytan ve uşakları da artık Allah’ın izni ile yaklaşamayacaktır kula, bu metot ile… Selam ve dua ile…


Warning: Division by zero in /home/islamali/public_html/wp-includes/comment-template.php on line 1439
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. kemalözyurt dedi ki:

    hocam bir soru soracaktım.iman etmeyi kalple tasdik ettiğimi nasıl anlayacağım ben dilimle iman ediyorum ama kalple tasdik ettiğimi nasıl anlayacağım anlatır mısınız?

    1. Mehmet Aluç dedi ki:

      Bir kişiyi söylediği sözde tasdik etmek, doğrulamak, söylediğini kabullenmek, gönül huzuru ile benimsemek, karşısındakine gü­ven vermek, güvenlikte olmak, şüpheye yer vermeyecek biçimde içten ve yürekten inanmak” anlamlarına gelir.
      “Ey Peygamber, kalpleri iman etmediği halde, ağızlarıyla inandık diyen­lerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin…” (el-Mâide 5/41).

      “Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar…” (el­En‘âm 6/125).

      “Allah cennetlikleri cennete, cehennemlikleri cehenneme koyacak, sonra da bakın kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan birisini bulursanız onu cehennemden çıkarın diyecektir” (Buhârî, “Îmân”, 15; Müslim, “Îmân”, 82).

      Görüldüğü üzere imanın esası, inanılacak şeyleri kalbin tasdik etmesidir. Bir kimse diliyle inandığını söylese bile kalbiyle tasdik etmezse mümin ola­maz. Buna karşılık kalbiyle tasdik edip inandığı halde, dilsizlik gibi bir özrü sebebiyle inancını diliyle açıklayamayan veya tehdit altında olduğu için kâfir ve inançsız olduğunu söyleyen kimse de mümin sayılır. Bunun en belirgin örneği şu olaydır:

      Sahâbîlerden Ammâr b. Yâsir, Kureyş müşriklerinin ağır baskılarına ve ölüm tehditlerine dayanamayarak kalben inanmakla birlikte, diliyle müslüman olmadığını, Hz. Muhammed’in dininden çıktığını söylemiş, bu olay hakkında âyet-i kerîme inerek, Ammâr’ın mümin bir kimse olduğu belirtilmiştir: “Kalbi imanla dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan kimse hariç, kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr ederse ve kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte Allah’ın gazabı bunlaradır. Onlar için büyük bir azap vardır” (en-Nahl 16/106).

      İmanın aslî unsuru kalbin tasdiki olmakla birlikte kalpte neyin gizli ol­duğunu insanlar bilemediği için, kalpteki inancın dil ile söylenip açığa vu­rulması, o kişinin de dünyada bu söz ve ikrarına göre bir işleme tâbi tutul­ması gerekmektedir. Bu sebeple ikrar, yani kalpte bulunan inancın dil ile ifade edilmesi, imanın bir parçası değil, âdeta onun dünyevî şartıdır.

BİR YORUM YAZ