İslam Alimi

Namazın İçindeki ve Dışındaki Fazları

Namaz ibadetinde 6 adet namazın dışındaki farzlar ve 6 adet namazın içinde ki farzlar olmak sureti ile toplam 12 adet farzı bulunmaktadır. Şimdi bu konu hakkında detaylı bilgiler verelim. Yüce Allah bütün yeryüzü varlıklarını, en güzel şekilde yarattığı insana hizmet etmesi için halk etmiştir. Güneşi, ayı ve diğer bütün kainatı insana hizmet edebilecek bir şekilde yaratmıştır. İmtihan için yeryüzüne gönderdiği insanı da kendi zatına ibadetle yükümlü tutmuştur. Bütün Peygamberler ölüm gelinceye kadar devam edecek olan ibadet ve taâtleri bildirmek ve bu görevlerden dolayı ahirette hesaba çekileceğimizi tebliğ için görevlendirildiler.

İmandan sonra Mümin’e emredilen ilk görev namazdır. Namaz imanın alametidir. Bütün ibadetler Cebrail (as) vasıtasıyla emredildiği halde, namaz bizzat Allah (cc) tarafından miraç gecesinde Peygamber efendimize emredilmiştir. Namaz, bize sayısız nimetler lütfeden Rabbimize karşı teşekkür ve şükür vesilesidir. İnsanın ilk hesaba çekileceği amelin namaz olduğunu bilerek onun gereklerini yerine getirmeliyiz. Namazın farz olmasının şartları, Müslüman olmak, ergenlik çağına ulaşmak ve akıllı olmak üzere üç tanedir. Bu şartlara kişinin namaz kılmakla sorumlu olmasının şartları denir.

Ergenlik çağına gelmiş her Müslümanın namaz kılması farz-ı ayındır. Doğru ve eksiksiz bir şekilde kılınabilmesi için namazın birtakım farzları ve vacipleri, sünnetleri ve âdâbı bulunmaktadır. Farzlara riayetsizlik, namazın bozulmasına yol açar. Namazın vaciplerinden herhangi birinin terk edilmesi namazı bozmaz, fakat biri yanılarak terk edilmişse sehiv secdesi yapması gerekir. Eğer kasten terk edilmişse, namazın yeniden kılınması gerekir. Namazın sünnetleri, namazın vaciplerini tamamlar, onlardaki kusurları telâfi etmeye ve fazla sevaba vesile olur. Sünnetlere riayet etmek ve devam etmek Hz. Peygamber’i sevmenin bir işareti sayılır. Namazın sünnetlerinden birinin terke dilmesi, namazı bozmaz ve sehiv secdesi yapmayı gerektirmez. Fakat sünnetlerin kasten terk edilmesi “isâettir” (yanlış ve kötü davranıştır). İsâet, Hanefi mezhebine göre tenzihen mekruhun üstünde, tahrimen mekruhun altında yer alır.

NAMAZIN FARZLARI

Namazın on iki farzı vardır. Namazın farzları, namazın dışındaki ve içindeki farzlar olarak iki gruba ayrılır. Namazın dışındaki farzlar, namazdan önce ve namaza hazırlık mahiyetinde olduğu için “namazın şartları” olarak adlandırılır. Namazın içindeki farzlar ise, namazın kendisine bağlı olduğu için “namazın rükünleri” adını alır. Bunlar namazı oluşturan unsurlardır. Namazın farzlarından birinin eksikliği durumunda namaz sahih olmaz.

Namazın Dışındaki Fazları

1. Hadesten Tahâret: Hades genel olarak hükmî kirlilik, hadesten tahâret de bu hükmî kirlilikten temizlenme demektir. Hadesten tahâret, namaz abdesti olmayan bir kimsenin abdest alması, gusül yapması gereken bir kimsenin gusl etmesi, yani boy abdesti alması demektir.

2. Necâsetten Tahâret: Necâsetten tahâret, vücudun, elbisenin ve namaz kılınacak yerin, dinen pis sayılan şeylerden temizlenmesi demektir. Namazın farzlarına engel olacak derece de necâset taşıyan bir elbise ile bilmeyerek namaz kılan kimsenin, bu durumu öğrendikten sonra namazını iade etmesi gerekir.

3)- Setr-i Avret: Avret, insan vücudunda başkası tarafından görülmesi ayıp ya da günah sayılan yerlerdir. Setr-i avret ise avret sayılan yerleri örtmek demektir. Avret yerlerinin namazda olduğu gibi, namaz dışında da örtülmesi ve başkalarına gösterilmemesi gerekir. Kadın için yüz, el ve ayak dışındaki bütün vücut avrettir. Namaz esnasında avret mahallinin, kişinin iradesi dışında açılması durumunda, açılan yer eğer örtülmesi gereken yerin dörtte biri oranına ulaşmış ve sübhânellâhi’l-azîm diyecek kadar bir süre açık kalmış ise kişinin namazı bozulur.

4. İstikbâl-i Kıble: Namaz kılarken kıbleye yönelmek demektir. Müslümanların kıblesi Mekke’de bulunan Kâbe’dir. Kâbe denilince sadece bildiğimiz bina değil, bu binanın bulunduğu yer kastedilir. Kâbe’yi gözle gören kişi, bizzat Kâbe’ye döner. Kâbe’den uzakta olan kişi ise Kâbe’nin bulunduğu tarafa yönelir. Allah (cc) herhangi bir yer ve yönle sınırlı değildir. Fakat, kalbin huzur ve sükûnetini sağlamak için, namazda herkesin yöneleceği bir yönün tayin edilmesi, gerekir. Madde olarak, yüzümüzü Allah’ın evi olan Kâbe’ye çevirdiğimiz gibi, manevi olarak ta, Allah’ın nazargâhı olan kalbimizi başka şeylerden arındırarak sadece Allah’a yöneltip, Allah’tan başka şeyleri kalpten atmalıyız. Namazın amacı, kalbin Allah’tan başka her şeyden ayrılıp yalnızca Allah’a yönelmesidir.
Namaz Allah’ı anmaktır. Allah’ı anmak için namaza duran kişi, namaz süresince Allah’ın huzurunda durduğunu unutarak gaflete dalıp namazın hakkını vermemiş ise nasıl Allah’ı anmış sayılabilir? Devlet başkanıyla görüşerek, ondan bir şeyler talep etmek isteyen kişi, bu imkânı bulupta onun huzuruna çıktığında onunla görüşmek yerine, orada bulunan bir eşya ile ilgilense veya yanında getirdiği kitabı okusa veya bir şarkının sözlerini mırıldansa, o devlet başkanının muhtemel tepkisini bir tarafa bırakalım, buna görüşme denir mi, gelen kişi isteğini iletmiş oldu mu?

Bu basit örneğin de gösterdiği gibi, Allah’ın huzurun da namaza duran kişi bütün benliği ile “Biraz sonra Allah Tealâ ile beraber olacağım, Rabbimin huzuruna varıp samimî bir şekilde kendimi O’na arz edeceğim, O’nun Kelamını O’na okuyacağım ve O da beni dinleyecek. Her taraftan üzerime çullanan ve beni boğmaya çalışan şu atmosferden kurtulacağım, hepsini arkama atacağım, beni Yaratanın huzuruna varacağım, O’na hâlimi arz edeceğim, şu anda ne kadar mutluyum, ne kadar güzel bir iş yapıyorum” gibi duygu ve düşünceleri aklından geçirmelidir. Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki “Allah’ını hakkıyla bilen bir kimsenin kılacağı tek bir namaz, Allah’ını hakkıyla bilemeyen cahil bir kimsenin kılacağı bin namazdan daha hayırlıdır.” (İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir, Aydın Yayınevi 1/724)

5. Vakit: Namaz günün belli vakitlerinde yerine getirilmesi gereken bir farzdır. Bundan dolayı farz namazlar için vakit şarttır. Farz namaza bağlı olan sünnet namazlar, vitir, teravih ve bayram namazları için de vakit şarttır. Bir farz namaz, vaktinin girmesinden önce eda edilemeyeceği gibi, vaktinin çıkmasından sonra da eda edilmez, kaza edilir. Bir farz namazın vakti içinde kılınmasına edâ, vaktinin çıkmasından sonra kılınması da kaza denir. Bir namazın özürsüz olarak vaktinde kılınmaması ve ileriki bir vakitte kazâ edilmek üzere ertelenmesi çok günahtır.

6. Niyet: Niyet “kesin olarak istemek, kastetmek” demektir. Daha açık bir ifadeyle kalbin bir şeye karar vermesi, hangi işi ne için yaptığının açıkça farkında olmak demektir. Namaz hususunda ise niyet Allah için namaz kılmayı istemek ve hangi namazın kılınacağını bilmektir. Namazın geçerli olması için niyet şarttır. Niyetin kalp ile yapılması esas olup dil ile söylenmesi şart değilse de, dil ile de söylenmesi daha iyi olur.

Namazın İçindeki Fazları

1. İftitah Tekbiri: İftitah “başlamak, kapıyı açıp girmek” anlamındadır. İftitah tekbiri, namaza başlarken alınan tekbir olup “Allahü Ekber” cümlesini söylemektir. Bilen ve söylemekte güçlük çekmeyen kişi iftitah tekbirinde Allahü Ekber demelidir. İmama uymak için alınan iftitah tekbirinin tamamen kıyam halinde alınması şarttır.
Buna göre, rükû halinde bulunan imama uyacak olan kimse, kıyam halinde Allah deyip, ekber lafzını rükûa vardıktan sonra diyecek olsa, imama uyması geçerli olmaz.

2. Kıyam: Kıyam “doğrulmak, dikilmek, ayakta durmak” demektir. Namazı oluşturan ana unsurlardan biri olarak kıyam, iftitah tekbiri ve her rek‘atta Kuran’dan okunması gerekli asgari miktarı okuyacak kadar bir süre ayakta durmak anlamına gelir. Bir kimse, çekildiğinde düşeceği bir tarzda, duvara veya bastona yaslanarak namaz kılacak olursa, namazı geçersiz olur. Hasta veya ayakta durmaya gücü yetmeyen kişiden kıyam şartı düşer. Bu kişi oturmaya güç yetiriyorsa, namazı oturarak kılar. Bu durumda oturma, o kişi için hükmen kıyam yerine geçer. Oturmaya da gücü yetmiyorsa nasıl kılabiliyorsa öyle, uzanarak veya ima ederek kılar.

3. Kıraat: “Kuran okumak” demektir. Namazda bir miktar Kur’an okumak farzdır. Namazda Kur’an, kıyam halinde iken yani ayakta dururken okunur. Namazda okunması gereken asgari miktar, kısa üç âyet veya buna denk bir uzun âyettir. Kıraat nâfile namazların, vitir namazının ve iki rek‘atlı namazların bütün rek‘atlarında, dört veya üç rek‘atlı farz namazların ise ilk iki rek‘atında olması farzdır. “Namazda, kıraat yerine getirilirken Kuran’dan olmayan bir kelime okunursa namaz bozulur”. Namazda okuduğunun mânasını düşünmek için, önceden okunacak ayetlerin meâlleri okunup, namazda da Kuran’ı arapçasından okurken bu mâna ve üzerinde düşünebilirler.

4. Rükû: Rükû “eğilmek” anlamına gelir. Namazın ana unsurlarından olan rükû, elleri dizlerin üzerine koyacak şekilde öne doğru eğilmek demektir. Hz. Peygamber’in uygulamasına en uygun rükû şekli, sırt ve baş dümdüz olacak biçimde eğilmektir. Tarif edilen bu rükû duruşunda bir müddet beklemek ve yine rükûdan doğrulup, secdeye varmadan önce uzuvları sakin oluncaya kadar bir süre kıyam vaziyetinde beklemek ta‘dîl-i erkânın birer parçası olduğundan, hanefi mezhebi dışındaki üç mezhebe göre farzdır. Ebû Hanîfe’ye göre vaciptir.

5. Secde: Secde sözlükte itaat, teslimiyet ve yere kapanmak, yüzü yere sürmek anlamlarına gelir. Hz Peygamber\\\’in uygulamasına en uygun secde yüz, eller, dizler ve ayak parmaklarının üzerine olmak üzere yedi uzuv üzerinde yapılanıdır. Hanefî mezhebinde farz olan, alnın ve en azından bir ayağın yere değmesidir. Burnun yere konması vaciptir. Bir mazeret yokken alnı yere değdirmeden sadece burun üzerine secde caiz değildir. Şafi ve Hanbeli mezheplerinde, yedi uzvun her birinin yere değdirilmesi farzdır. Şâfiîler’e göre avuç içlerinin ve ayak parmaklarının alt taraflarının yere gelmesi gerekir. Sadece burnun üzerine secde edilmesi yeterli değildir.

6. Kade-i Ahîre: Ka‘de-i ahîre son oturuş demektir. Namazın sonunda teşehhüt miktarı oturup beklemek namazın rükünlerindendir. İki rekatlık namazlardaki oturuş, daha önce oturuş bulunmadığı için son oturuş sayılır. Son oturuştaki süre Hanefîler’e göre tahiyyat duasını okuyacak kadar bir süredir. Şafiler’de ise farz olan oturuş süresi teşehhüt miktarına ilaveten bir de Hz. Peygamber’e salavat getirilebilecek kadar bir süredir.


Warning: Division by zero in /home/islamali/public_html/wp-includes/comment-template.php on line 1415
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ