İslam Alimi

Mümin Olanların Rahatlığı Ahiret’te olacak bu ne demektir?

Mehmet Aluç

1962 Malatya doğumluyum,evli ve 4 çocuk babasıyım Ankara da ikamet ediyorum,Kamuda emekliyim,şiir,öykü,denemeler yazıyorum...

dünya

Hepimizin bildiği gibi hepimizin bu âleme geliş amacı vardır. Bunu bilmeyeniniz yoktur ama ben kısaca özetleyeyim, Yüce Allah’a ibadet etmek, nur Kuran, sünnet peşinde gitmek, insanları sevmek, yıkılanı inşa etmek… Müminin bu dünyaya çalışmak için geldi, çalışmak ve Allah ve Resulünün rızasını kazanmak ve bunu da kazanmak çok kolay değildir o nedenle müminin rahat bir anı yoktur çünkü mümin olamayanların vicdansızlar hep yıkmakla meşgul iken o hep inşa etmekle meşgul ve gayesi insanlığı inşaya yöneliktir. Uykuda olan gecenin uzunluğunu bilmez, hasta olup uyumayan sancılar çeken bilir gecenin uzunluğunu. İnsanlar öylesine bilmediklerini yığıyor ki âlemde, mümin olan onları temizlemek yok etmek için gece gündüz çalışıyor ve hali ile rahatlığa bu dünyada eremiyor. O her an kendine der ki değerli olan hizmet var iken oturmak neye yarar, yol Allah’a varmayacaksa bu âlemde yaşamak neye yarar prensibi ile hareket edince hali ile yirmi dört saati çalışma ile geçecektir. Kendisini değil toplumu ve ailesini düşünür. Rahmanın rızasını kazanmak tek gayesidir. O ahirette Rahmana ve gül kokulu Resul’e kavuşunca rahat edecek ve mutlu olacaktır.

Yüceler yücesi Yüce Rahman bize İslam’ı Gül Kokulu Resul’ü ile gönderdi. O Gül Kokulu Resul’ün tek derdi biz idik, biz yoldan çıkmışları ve toplumun davranışlarını değiştirmek, yerlerde sürünen insanlığı zirveye taşımaktı gayesi. Dünya ve ahiret mutluluğumuz için gece gündüz mücadele verdi. Farkında isek o gül Kokulu Resul hayatı ile yaşıyordu İslam’ı… Vicdanlara mahkûm olan din hiç kimseye fayda vermez, dertlere çare üretmez sadece vicdanın içinde hapis kalır, ne kendisine faydası olur nede topluma bir fayda sağlar o din… İman ve amel vaaz geçilmez bir bütündür. Müminin rahat bir anı yoktur gayesi insanlığı inşaya yöneliktir. Kendisini değil toplumu ve ailesini düşünür. Rahmanın rızasını kazanmak tek gayesidir. O ahirette Rahmana ve gül kokulu Resul’e kavuşunca rahat edecek ve mutlu olacaktır.

Şimdiler de barış kavramı, kendi fikri düşüncesi iktidara gelene dek rakip siyasi görüşü baskı altında tutmak için kullanılan ballandıra ballandırıla anlatılan bir kavram lakin iktidara gelince ilk ihlal edilecek kavram olarak algılanılıyor, her neden ise böyle bir şey olabilir mi?
Barış herkes içindir, onun önüne gelen her kim olur ise onun o yoldan alınması her Müslüman’ın görevidir. Yoksa beş vakit namazını kıl kimseye karışma, oruç tutu gerisine karışma değildir İslamiyet. Herkes taşın altına elini kolunu ayağını koymak zorunda… İşte koymayınca durum ortada değil mi. On binlerce insan Müslüman’ım diyor, diğer ülkede Müslüman zülüm görüyor ne bir engel için sert eylem var nede düşünce var, dua güzeldir ama bizlerde birer dua değil miyiz yeri gelince ne dersiniz.

Bir adım atarak o zülüm altında kalan kardeşimize doğru bir adım atamıyorsak, işte halimiz ortada esaret zillet baskı… Kapitalizm: Sermaye için zehir, fuhuş – İçki, sigara, genelev – dâhil her şeyi mubah gören, insanı hayvanlaştıran sistem, daha bunun arkasında koşanların çoğu da ben Müslüman’ım diyor. Bilim: En çok zıt görüşün doğru olduğu ortaya çıkacak olan, kimilerince kıble edinilen insan zekâsı, buluşlara bütün mutluluğa giden yolda buluşların bulunmasına engel olunan yol olmuş adeta, hiç ülkemizde 50 yıldır bilim hususunda bir adım atmışlığımız var mı? Hep batıdan gelen buluşlar teknolojiler içinde oturmuşuz sırtımız rahat yastık ta keyif çatıyoruz. Hani nerede mısırda ölen Rabia’nın hesabını soracak olan, hani 529 Müslüman’ı idama götürecek kararı o zalimlerin boğazına dizecek Müslüman insan nerde? Gökten mi yağacak, bizler neyiz, ne için dünyaya geldik bileniniz var mı?

Para: Araç değil amaç haline getirilen, kapitalizmin kutsal putu. Hepimizin gayesi üç kuruşumuz on kuruş etmek bu uğurda karşımızdaki mağdur olmuş aman bana ne mantığı ile kazanmak, helal haramı düşünmeden kazanmak yemek, hesap sorma işine gelince aman hele ihtiyarlık gelsin o zaman bakarız, çaresine mantığı değil mi? Sanki elimizde yarına çıkmaya senet var. Hani nerede mazlumun sesine koşacak bir insan, hani nerede mısırda 529 insanımıza sahip çıkacak olan insan, nerede? Nerede… Hangi derede, hangi sofrada. Sakın şeytan aldı götürdü satamadan getirdi, saçma olmasın diyeceğim ama her işimiz saçmalamak değil mi? Bu konuda Nobel’e adaylığımızı hiç kimse elimizden alamaz!

Ey insan düşün bakalım! Sen kimsin? Müslüman mı değil mi hangisisin?Bir görevin vardı senin de gül kokulu Resul’ün miras bıraktığı dünyada…Hakkı öğrenecek öğretecek yaşatacak yaşayacak sensin Bak hayatına şöyle neye benziyor hayatın kime benziyorsun bu gidiş ile Yunus gibi misin?Yoksa Yunus peygamberin torunu musun, yoksa oltaya takılmaya hazır balık yunus musun? Görevini terk mi ettin? Ne için? Ne uğruna? Neden? Niçin? Hangi denize attın kendini? Neden attın? O denizin dibi sığ değil boğulursun, sana gir diyenler sana yardım etmez sadece gülerler ve de salak derler. Bir daha düşün. Bir daha düşün… Bir daha düşün ne olursun. Deniz’desin gemin yok, insanların lideriyim diyorsun lakin yine gemin yok denizde taşıyacak. Farz edelim karadayız yarın için gemin yoksa tufan başladığında, kendin ve insanlar nereye sığınacak o tufanda etraf derya deniz olduğunda neye binecek ve kime sığınacaksın, sevdiklerini nereye sığdıracaksın? Yoksa tek başına kendine göre bir gemi mi inşa ettin? Kime sığınacaksın o tufanda?‘Allah’a’ dersek, cevabımız eksik, davranışımız hayatımız yönümüz her şeyimiz eksik…

Allah, vesilelere sarılarak, tedbirler alarak, düşmanın ile savaşarak nefis ile şeytan ile zalimler ile savaşarak ayrıca diğer insanları barındıracak uzak menzilde bulundurarak, Rahman ondan sonra kendisine sığınmamızı istiyor… Hani neredeyiz kiminleyiz, neredeyiz? Bunca dert ve sıkıntıları ancak mümin olan kendi derdi olarak kabul eder, düzeltmek için çabalar ve karşılığını almak için ahireti bekler ve Rahmanın rızasını kazanmaktır tek gayesidir. O ahirette Rahata erecektir, Rahmana ve gül kokulu Resul’e kavuşunca rahat edecek ve mutlu olacaktır.

Faruk Nafiz Çamlı Bel memleket şiirinde:

Orada yaşayan erlerin içi
Bir yaşta yoğurur derdi, sevinci;
Onlar ki sabansız, tarlasız çiftçi,
Davarsız, kavalsız çoban olurlar.

Başıboş, kırlara salar tayını,
Elinden düşürmez okla yayını;
Ellere bırakır zafer payını,
Memleket yolunda kurban olurlar…

Allah yar ve yardımcımız olsun kardeşlerim selam ve dua ile…
Mehmet Aluç


Warning: Division by zero in /home/islamali/public_html/wp-includes/comment-template.php on line 1415
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ