GenelYazarlar

Koronavirüs Nasıl Biter?

İndirdiği her hastalığın muhakkak şifasını veren Allah’a hamd, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimize salât ve selam olsun.

Evet, insanlık ailesi olarak zor günlerden geçiyoruz. İlk defa Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve Covid-19 adı verilen hastalığa yol açan koronavirüs, bugün yüzlerce ülkede, milyarlarca insanın hayatını tehdit etmeye devam ediyor.

Bütün dünyayı etkisi altına alan ve küresel bir sorun haline gelen yeni tip koronavirüse karşı, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun bir mücadele veriliyor.

Koronavirüs nedir, ne değildir bunu biz bilemeyiz, bunu bilmek bilim adamlarının işidir. Biz bugünkü sohbetimizde bu küresel salgına, İslâm’ın hikmet penceresinden bakmaya gayret edeceğiz.

Değerli dostlar! Bizler Cenab-ı Allah’ın haberi ve bilgisi olmadan bir yaprağın dahi dalından düşmeyeceğine iman ediyoruz.[1]

Bugün yaşadığımız her şey Rabbimizin izni ve bilgisi dâhilinde meydana geliyor. Ancak bunların hiç birisi tabi ki sebepsiz değil!

Dünyanın koronadan önceki halini bir hatırlamaya çalışalım.

Yeryüzünün her bir köşesinde inancından dolayı Müslümanlara zulmediliyor, insanlar taşlanıyor, kocaları şehid edilen mümine hanımların ırzına halel getiriliyor, varil bombalarıyla evleri çocukların üzerine yıkılıyor, huzurlu bir nefes için deniz aşırı ülkelere doğru yola düşen bebeklerin cesetleri karaya vuruyordu.

İnsanlığın en temel değerlerinden biri olan şefkat ve merhamet hisleri, gün geçtikçe köreliyordu.

İçki, zina, fuhuş, tecavüz, kumar, faiz, rüşvet, hırsızlık, aldatma, kandırma, gıybet, yalan, dedikodu, iftira, anarşi ve terör gündelik hayatın normal akışı içinde olağan şeyler olarak kabul edilmeye başlanmıştı.

Allah Teâlâ insanı, yeryüzünde adaleti ve merhameti tesis etsin, ayakta tutsun diye yaratmıştı. Fakat maalesef insanlık ailesi, gün geçtikçe bu sorumluluğunu ihmal etmeye, etrafında olan biteni görmezden gelmeye başladı.

Bunun sonucunda artık hiçbir hadise bizleri harekete geçirmiyor, yavaş yavaş değerlerimizden uzaklaşıyor, her türlü haksızlığa ve adaletsizliğe göz yumuyorduk.

Tabi ki bu böyle gidemezdi ve gitmedi de…

Âyet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyuruyor:

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِى النَّاسِ لِيُذٖيقَهُمْ بَعْضَ الَّذٖى عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

“İnsanların bizzat kendi işledikleri (kötülükler) yüzünden karada ve denizde fesat çıktı (düzen bozuldu). Bu ise yaptıklarının bir kısmını(n cezasını Allah’ın dünyada) onlara tattırması içindir. Olur ki onlar, (bu sayede kötü hallerinden) dönerler.”[2]

Diğer bir âyet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَمَا اَصَابَكُمْ مِنْ مُصٖيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْدٖيكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَثٖيرٍ

“Başınıza gelen her felâket, kendi ellerinizle yaptığınız zulüm ve haksızlıklar yüzündendir. Bununla birlikte Allah, işlediğiniz günahların birçoğunu affeder.”[3]

Ne diyordu geçmiş büyüklerimiz; “Kula bela gelmez, Hak yazmadıkça, Hak bela yazmaz, kul azmadıkça.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:

“… İçlerinde kötülükler işlenen bir topluluk, bu kötülükleri ortadan kaldıracak gücü olduğu hâlde onlara seyirci kalır, müdahale etmezse Allah’ın, hepsini saran umumi bir bela göndermesi yakındır…”[4]

Efendimiz (a.s)’ın konuyla ilgili bir diğer hadis-i şerifi de şu şekildedir:

“Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki (sizler) ya iyiliği emreder, kötülüğü engellemek için çalışırsınız veya bunu yapmazsanız Allah katından size bir bela gelmesi kaçınılmaz olur. O zaman yalvarıp yakarırsınız da duanız kabul edilmez.”[5]

İyilikleri emretmek, kötülüklere engel olmak her Müslüman’ın en temel görevidir. Hz. Peygamber (s.a.v.), hayatı boyunca insanları iyiliklere yönlendirmek ve her türlü kötülüğü ortadan kaldırmak için mücadele etmiştir.

Değerli dostlar! Öyle günâhlar vardır ki, onların cezası sadece yapanlara değil, o günâhın yapılmasına göz yuman kimselere de erişir. O hâlde her koyun kendi bacağından asılır diye düşünmemeli, hadîs-i şerîfte haber verilen cinsten toplumsal bir belâ ile karşılaşmamak için toplum olarak kötülüklere, günahlara ve haksızlıklara aslâ göz yummamalı, meydanı kötülere bırakılmamalıyız. Âyet-i kerimede Rabbimiz bizleri uyarıyor:

وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصٖيبَنَّ الَّذٖينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعِقَابِ

“Aranızdan sadece zâlimlere erişmekle kalmayacak, aksine, bütün toplumu kasıp kavuracak savaş, fakirlik, anarşi, ahlâksızlık, yozlaşma, ruhsal ve toplumsal çalkantılar gibi bir felâketin sizi perişan etmesinden korkun! Ve bilin ki, Allah azabı çetin olandır.”[6]

Peki, bu durumda ne yapabiliriz?

Hepimizin aklına önce dua etmek geliyor ama hadis-i şeriften öğreniyoruz ki, yalvarıp yakarsak da duamıza cevap verilmeyecek. E peki ne olacak şimdi, içinde bulunduğumuz bu durumdan nasıl kurtulacağız?

Yapacağımız şey öncelikle şu: toplum olarak günah ve hatalarımıza samimi bir gönülle tövbe edip Rabbimizden affımızı ve bağışımızı isteyeceğiz.

Çünkü tövbe ve istiğfar her türlü sıkıntı ve darlıktan, bela ve musibetten kurtulmanın anahtarıdır. Cenab-ı Mevla’dan yardım talep etmenin en etkili yolu istiğfardır.

Abdullah İbni Abbâs (r.anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor;

“Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona, her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.”[7]

Toplum olarak nasuh tövbesi yaptıktan sonra yapacağımız ikinci şey kulluk sorumluluğumuzun gereği olan farz ibadetlerimizi aksatmadan yerine getirmektir.

Şunu da unutmayacağız ki, Müslüman, dünyanın gidişatından sorumludur. Görevimiz yeryüzüne iyiliği hâkim kılıp, kötülüğe engel olmaktır. Rabbimiz bu gerçeği Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade buyuruyor:

“Siz, insanlığın kurtuluş ve mutluluğu için yeryüzü sahnesine çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; hayata doğrudan müdahale eden toplumsal bir güç olarak insanlara adâleti, doğruluğu, iyiliği emreder ve yaygınlaştırırken; zulme, haksızlığa, isyankârlığa, günaha ve kötülüklere engel olursunuz.”[8]

Günahlarımız için tövbe, affımız için istiğfar edeceğiz, sorumlu olduğumuz ibadetleri yerine getirirken ayrıca iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma vazifemizin olduğunu asla unutmayacağız.

Umulur ki ancak böyle yaparsak merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimiz bize acır, merhamet eder ve insanlık ailesi olarak içinde bulunduğumuz maddi ve manevi sıkıntılardan kurtuluruz.

Yoksa biz aklımızı başımıza almazsak Covid-19 biter, Covid-20 başlar…

Hz. Ali (r.anh)’a sormuşlar: “Ya Ali! Başımıza gelen musibetler, bir imtihan mıdır? Yoksa Allah’ın bir cezası mıdır?”

Hz Ali (r.anh) Efendimiz şöyle cevap vermiş: “Eğer başımıza gelen musibetler bizi Allah’a yaklaştırıyorsa bir imtihandır. Eğer O’ndan uzaklaştırıyorsa bir cezadır.”

Allah Teâlâ Hazretleri, içinde bulunduğumuz salgın sürecinden gerekli ibretleri alarak kendisinin rızasına ulaştıracak salih amelleri işlemeyi cümlemize nasip eylesin. Âmin

Koronavirüs Nasıl Biter? Video


[1] En’âm sûresi, 6/59.

[2] Rûm sûresi, 30/41.

[3] Şura sûresi, 42/30

[4] Ebû Dâvud, Melâhim, 17; Tirmizî, Fiten, 8.

[5] Tirmizî, Fiten, 9.

[6] Enfâl sûresi, 8/25.

[7] Ebû Dâvûd, Vitir 26. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 57.

[8] Âl-i İmrân sûresi, 3/110.

Murat Toksöz

Hafız olan yazarımız şu anda İmam Hatip olarak dini görevini sürdürmektedir. Sitemizde ve youtube kanalından takipçilerine bir çok faydalı bilgiler sunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu