İslam Dininde Nimet ve Şükür

“Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.” (Bakara 2/172)

Allah teâlâ, çok merhametli olduğu için, biz kulları için ihtiyacımız olan bütün nimetleri yaratmıştır. Nîmet; insana lutfedilen şey, iyilik, rızık, rahmet ve saâdet anlamındadır. Biz İnsanlar rahat ve huzurlu bir şekilde hayatımızı devam ettirebilmemiz için sağlam ve sağlıklı bir bedene sahip olmalıyız. İşte Allah (cc) bu sağlam bedene sahip olmamızdan tutunda, bedenimizin ihtiyaç duyduğu hava, su ve rabbimizin lisanıyla “saymaya kalktığımızda saymaktan bile aciz düşeceğimiz” sayısız nimetler vermiştir. Biz insan olarak, maddi ve manevi birçok nimetle kuşatılmış bir varlığız. En basitinden bir misal verecek olursak her nefes alış-verişimizde bile iki nimeti bir arada yaşıyoruz.

Allah dostlarından Mehmed Emîn Tokâdî (ks) buyuruyor ki: “Bir nefeste iki nîmet vardır. Bunun için her nefese iki kere şükür etmek lâzımdır. Yirmi dört saatin, her saatin de bin nefes alıyoruz ve her nefese iki defa şükür etmemiz gerektiğinden, kırk sekiz bin defa şükür etmemiz gerekir. Bir insan bütün işlerini bıraksa, şükür, şükür diyerek Allah Teâlâ’ya hamd ve şükretse yine şükrün hakkını edâ edemez!”

“Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.” (Araf 07/ 69) Ev sahibi bol bol ikram etmiş. Yemek yiyipte şükran da bulunmamak, ikram edilen nimeti dilimiz döndüğünce anlatmamak olur mu? Rabbimizin bizi sıradan bir hayvan değilde, yeryüzünün en şerefli mahlukâtı olarak yaratması, düşünmemiz için akıl, görmemiz için göz, duymamız için kulak, tutmamız için el, yürümemiz için ayak vermesi, bunların hepsi bir nimet değil mi? Soruyorum size hangimiz bu nimetleri elde etmek için çaba safrettik? Ya da hangimiz bunları elde etmek için bir ücret ödedik de bunlara sahip olduk? Bunların hepsi bizlere AllahTeala’nın ihsanı değil mi? Tabi ki Allah’ın ihsanı… Çünkü Rabbimiz; “Size ulaşan her nimet Allah’tandır.” (Nahl 16/53) “Hâlbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz” (Mü’minün 78)

Şükür

Lütfedilen nimetin hakkı olan karşılığını vermek, yapılan iyiliği dile getirmek ve iyilik sahibini övmektir. Şükür Yapılan iyiliğin kıymetini bilip, iyilik edeni övmek ve nankör olmamak demektir. Kul, Allah’ın lütuf ve nimetlerini dile getirir ve onu överse şükretmiş olur.
Niye şükretmezsiniz? Şükretmeniz gerekmez mi? diyor Allah. Esas olarak şükür; verilen nimetleri yerli yerince kullanmaktır. Şükür nimetin kaynağını Allah bilmektir. Şükürden maksat insanın aczini itiraf edip, kulluğunu bilmesidir.

Her şeyimiz için Yüce Allah’a karşı şükür borçluyuz. Çünkü her ihtiyacımıza cevap veriyor, derdimize derman oluyor, Duamıza karşılık veriyor kısacası elimizi boş çevirmiyor. İşte Rabbimizin bütün bunlara karşılık, bizden istediği tek şey kulluğumuzun sorumluluklarını yerine getirmemizdir. Bu da şükür ile olur, abdest ve namaz ile olur. Nimetlerin sahibini tanıyarak her halimizde O’nun rızasını gözeterek emrine uygun bir hayat sürüp, Ona itaat etmekle olur. Bu kadar çok nimete muhatap olan biz insanoğluna sadece şükretmek düşer. Yapılan şükür de nimetlerin artmasına sebeptir.

Kuran’a göre müminler, Allah’a üç şekilde şükredebilirler. Bu üç şükür çeşidinin ortak noktası; gönülden ve samimi olarak yapılmalarıdır. Bunlar dil ile şükür, fiil ile şükür ve mal ile şükür olmak üzere üçe ayrılır.

Şükür Çeşitleri

Dil ile Şükür: Nimet vereni hatırlamak ve O’nu övmek. Yani her türlü lütuf ve nimetlerin Allah’tan geldiğini kabul ederek, Rabbimize şükrümüzü dilimiz ile telaffuz etmemizdir.

Fiil-i Şükür: Kulun oruç, namaz, hac gibi ibadetleri yerine getirerek şükretmesidir. Bu da, vücudun bütün organlarıyla olur.
Her türlü nimeti veren Rabbimizin emir ve yasakları, vücudumuzun hangi organını ilgilendiriyorsa, o organın, Allah’ın emir ve yasaklarına uygun hareket etmesini sağlamamızla olur. Böylece verilen nimetleri verildiği gaye doğrultusunda kullanmak ta Fiil-i Şükür’dür.

Mesela; Gözlerin şükrü, Müslüman için haram olan her şeyden gözleri sakındırmak, yani harama bakmamaktır. Kulakların şükrü, yasak olan her şeye karşı kulakları tıkamaktır, yani haram olan müzik türlerini, gıybet ve dedikodu dinlemekten uzak durmaktır. Kısacası dinen haram olan fiillerden organları sakındırmak Allah’ın nimetlerine karşı ameli yani Fiil-i Şükür kapsamına girer. Bu da maddi ve manevi bütün nimetleri Allah’tan bilip, hayatın bu anlayışa göre şekillendirilmesiyle gerçekleşir.

Mal ile Şükür: Mal varlığımızdan cömertlik yaparak muhtaç olanlara Allah rızası için tasadduk etmemiz sebebiyle yapılan şükürdür. Kurban kesme, sadaka verme, zekat verme ve bunun gibi şükür niyetiyle yapılan her türlü harcama mal ile şükür bağlamında ele alınır.

Büyükler “Fakirin şükrü dil ile ve fiil iledir. Zenginin şükrü dil ile, fiil ile ve mal iledir.” Demişlerdir. Şükrün karşıtı küfürdür. Zaten Allah Teâlâ insanı imtihan için yaratmıştır. Allah, verdiği nimetlere şükreden ve sıkıntılara sabredenlere mükâfat verir. Buna ters hareket edip küfre girenleri de cezalandırır.
Allah’ın bizim ne ibadetimize ne taatimize, ne de şükrümüze ihtiyacı vardır. Öyleyse şükretmenin manası nedir?

Yüce Allah’ın kullarının şükrüne ihtiyacı yoktur dedik, çünkü Kuran-ı Kerim’de rabbimiz “Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur.” Buyuruyor. Her kim şükrederse sırf kendisi için şükretmiş olur. Çünkü ahirette faydası yine kendisine olacaktır. Fakat kendisine verilenler nimetler içinde nankörlük ederek küfre sapanlar, Allah’tan bilmeyip de, “ben yapıyorum, ben yaratıyorum” diyerek şükretmeyipte nimeti suistimal ederlerse kendi zararına sebep olmuş olurlar. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır.” (Lokman, 31/12)

Nimet ve Şükür

Verilen her nimetin sebebi Allah’a şükretmek içindir. Kim rabbine şükrederse kendine şükretmiş olur. Faydası kendisine olur. Allah’ın insanların şükrüne ihtiyacı yoktur. Hazreti Adem (as)’dan son insana kadar bütün insanlar istisnasız şükretse; Allah’ın ilminde, gücünde, mülkünde bir artma olmaz. Tam tersi olsa yani isyan etseler; yine mülkünde, ilminde, gücünde bir eksiklik olmaz. Kim Allah’a nankörlük yapıp, onu inkar ederse, Allah herşeyden müstağnidir. Kimsenin imanına, şükrüne, ihtiyacı yoktur. O kendi zatında övülmüştür. Asıl bizim iman, ibadet ve şükre ihtiyacımız vardır. O’nu övmemiz, bizim kendimize fayda verir. (şifa tefsiri)

“Şüphesiz biz onu (insanı ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder.” (İnsan 76/3)
Allah’ın ilâhlığı, büyüklüğü ve hâkimiyeti herhangi bir kimsenin şükrü veya küfrü ile ne bir derece yükselir ne de bir derecce eksilir. O, bizzat kendisi her şeye hâkimdir. Bu hususta yüce Allah bir hadis-i kudsi de buyuruyor ki: “Ey kullarım! Geçmiş ve gelecek, siz bütün ins ve cinler bir araya gelerek, aranızdaki en muttaki kimsenin kalbi gibi olsanız, sizin bu durumunuz, Benim hakimiyetimi zerre kadar artırmaz. Yine ey kullarım! Geçmiş ve gelecek bütün ins ve cin bir araya toplansanız, aranızdaki en günahkar birinin kalbi gibi olsanız, benim hakimiyetime en ufak bir noksanlık getiremezsiniz.

Ey kullarım! Hakkınızda itibar ettiğim şey, amellerinizdir. Daha sonra siz onlara göre eksiksiz olarak mükâfatlandırılacak veya cezalandırılacaksınız. Öyleyse kim bir hayır işlemeye muvaffak olursa, bundan dolayı Allah’a şükretsin. Kim de hayrın dışında başka bir şey işlerse, bundan dolayı da kendi nefsini suçlasın!” (Müslim, Birr-55)”Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz? “ (Tekasür, 8)

“Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin ki! Allah şükre karşılık veren ve her şeyi hakkıyla bilendir.” (Nisa 4/147)
Allah Teala’nın insanı azapla korkutmasının sebebi, kulunu inkâr ve küfürden sakındırıp, şükür ve imana yönlendirmek içindir. O halde insan imanı sebebiyle kendisine verilen nimetlere karşılık Allah’a şükrettikten sonra Allah kuluna ne diye azap etsin ki? Halbuki Allah (cc) yani “şükredene cevap veren, kendi rızasını kazanmak için yapılan işleri, daha fazlası ile mükafatlandıran, az bir amele çok karşılık veren, kulunun ibadetinden memnun olup onu övendir” O halde ihlas ile tövbekar olup halimizi düzeltirsek ve Allah’ın dinine sarılıp iman ve şükür yolunu tutarsak mükafat ve sevaptan mahrum kalmamız düşünülemez. Bu kadar sınırsız nimetlere karşı elbette Allah’a şükretmemiz gerekir. Şunu unutmayalım ki, şükrün faydası dünya ve ahirette Allah’a değil; yine bize dönecektir. Zira şükrettikçe nimetler artacaktır. Rabbimizin şükredilmeye ihtiyacı yoktur, bizim rabbimize şükretmeye ihtiyacımız vardır.

Ayet-i Kerimede Rabbimiz; “Eğer inkâr ederseniz şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkar etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O kalplerde olanı hakkıyla bilir.” (Zümer 39/7)

Allah’a şükretmek deyince anlamamız gereken şey; Allah’ın bize verdiği nimetlere karşı Onu dilimizle övmek, kalbimize Onun sevgisini yerleştirmek ve O’na boyun eğerek emirlerini yerine getirmektir. Allah’a şükretmenin öneminin Kuran-ı Kerim’de birçok ayette vurgulanmasının sebebi, onun, iman ve tevhidin en önemli göstergesi olmasından dolayıdır. Yani Allah’a şükretmek O’na inandığımızı, güvendiğimizi ve emirlerine itaat ettiğimizi göstermektedir. Bu nedenle şeytan; azdırıpta saptıracağı kulların, Allah’a şükürden uzak kalanlar kullar olduğunu söylemiştir.

“İblis: “-Öyle ise, beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, insanoğullarını saptırmak için, muhakkak senin doğru yoluna oturacağım, vesvese verip pusu kuracağım. Sonra onlara, önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Sen de çoğunu şükrediciler bulmayacaksın.” dedi.” (A’râf, 7/16-17)
Her konuda olduğu gibi Allah’a şükretme konusunda da Peygamberimiz Hazreti Muhammed (sas), biz müminler için en güzel örnek olmuştur. Hazreti Aişe (ra) kendisine; “Ey Allah’ın Peygamberi! Allah, işlenmiş ve işlenmesi muhtemel günahlarını bağışlamıştır. İbadet için neden bu kadar yoruluyorsun?” deyince,

Peygamberimiz “Ey Aişe! Ben şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap vermiştir.” (Buhârî Teheccüd16) Allah (cc) Yerde ve göklerde olan her şeyi bize hizmet için yaratmış ve sayılamayacak kadar nimetler bahşetmiştir. Allah, bizi başka hiçbir varlığa bahşetmediği halifelik görevi vererek yüceltmiştir. Allah’ın verdiği tüm bu nimetler, insanın diğer varlıklardan daha üstün olduğunu göstermektedir.

İnsan, her zaman nimetlere kavuşamayabilir. Kimi zaman da bela ve sıkıntılara maruz kalabilir. Her iki durumda da insan şükrederek ve sabrederek Allah’ın rızasını kazanabilir. Hazreti Peygamber; “Müminin işi tuhaftır, her işi hayırdır. Bu, yalnız mümine özgü bir şeydir. Sevindirici bir işle karşılaşsa şükreder, o iş kendisi hakkında hayırlı olur. Üzücü bir işle karşılaşsa sabreder, bu da kendisi için hayırlı olur.” (Müslim Zühd-64) diye buyurarak Müslümanlara sabrı ve şükrü tavsiye etmiştir.

Peki şükür, sadece Allah’a mı yapılır? Allah’tan başka şükretmemiz gereken kimse var mı? Allah’tan başka şükretmemiz etmemiz gerekenlerin başında, bizim dünyaya gelmemize vesile olan anne-babalarımız gelmektedir. Rabbimiz, anne-babalarımıza teşekkür etmemizi, kendisine şükrettikten hemen sonra emretmiştir, bu durum anne-babaya şükretmenin ne kadar önemli olduğunu gösterir. (Lokman, 31/14). Peki, Peygamber efendimizin, (sas) anne ve babamıza karşı son derece saygılı davranmamızı istediğini bilmeyenimiz duymayanımız var mı? Hatta bütün insanlara karşı bu teşekkürü esirgemememiz gerektiğini Peygamberimiz bizlerden isteyerek: “İnsanlara teşekkürde bulunmayan Allah’a da şükretmez.” (Tirmizî, “Birr”, 35)

“Ey insanoğlu! Allah teâlâ bütün eşyâyı senin için yarattı. Seni de kendisi için yarattı. Sen ise, Allah Teâlâ’nın senin için yarattığı şeyler ile meşgul oldun, bu nîmetlerin sâhibini unuttun. Sana gelen bağış ve lütuflarından faydalandın. Vereni hatırlamadın. Böylece nîmetin şükrünü edâ etmedin. Sana verdiği ihsân ve lütuflarının hürmetine riâyet etmedin. Nîmet sâhibine şükür, O’nun verdiği nîmete şükür etmektir. Bu da, kendisine verdiği nîmetten dolayı O’na senâda bulunmakla olur.” (Ahmed Gazâlî)

“Su içen kuşu, her yudumda gagasını göklere kaldırarak Allah’a şükrederken gördüm.” (A.Nihat Asya)
Şükür nimetlerin artmasına sebep olur dedik, isyan ve nankörlük ise bu nimetlerin yok olmasına sebeptir. Bundan dolayıdır ki, nimetlerin artması veya eksilmesi bizim tutum ve davranışlarımıza bağlıdır. Tutum ve davranışlarımızı nimetlerin artması yönünde kullanalım. Rabbimiz! Sana gereği gibi şükretmeyi bizlere nasip eyle Sana gereği gibi şükretmek için bizlere yardım eyle.

”Cüneyd-i Bağdadi hazretleri hocası aynı olan Sırr-i Sakati Hazretleri ile hacca gitti. Mescid-i Haram’da 400 kadar alim zat şükür hakkında konuşuyordu. Her biri şükrü tarif ve izah ettiler. Hocası Sırr-i Sakati hazretleri ona; “şükür bir açıklama da sen yap” dedi. Bunun üzerine Cüneyd-i Bağdadi hazretleri; “Şükür, Allah Teala’nın ihsan ettiği nimetlerle ona isyan etmemek, Rabbine karşı ona isyan için ihsan ettiği nimeti kullanmamaktır, günah işlemeye yaklaşmamaktır. Yani Allah’ın verdiği nimeti harama sarf etmemektir.” Buyurdu.
“Şükür, nimetlerin süsüdür.” Hazreti Ali
“Ya Rabbi! Sana hamdettiğim için de hamdederim.” N. Fazıl Kısakürek

Nimetlerin kıymetini çoğu zaman kaybedince anlıyoruz. Nefes alamadığımızda oksijenin, susuz kaldığımızda bir damla suyun, hastalandığımızda sağlığın ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz. Kaybettiğimizde “keşke”lerle üzüleceğimiz nimetlerden birisi de gençliğimizdir. Genelde bütün yaşlı insanlar, gençliğin değerinin gereği gibi bilinmediğinden şikayet eder, gençleri uyarır. Fakat ne yazık ki gençler olarak bu uyarılarına çoğu zaman kulak asmayız. Sonuçta gençliğimizin kıymetini bilmiyor, Gençliğimizin tükenmeyeceğini zannediyor, ihtiyarlığı çok uzaklarda görüyoruz. Sonra, birde bakıyoruz göz açıp kapayıncaya kadar yıllar geçiyor ve yaşlanıyoruz.Peygamberimiz, “İki nimet vardır ki insanların çoğu onlar da aldanıyorlar. Bunlar; sağlık ve boş vakittir.” Buyurarak bizi bu konuda uyarıyor. Yine başka bir hadiste;

“Kıyamet gününde âdemoğlu şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılmaz: Ömrünü nerede ve ne şekilde geçirdiğinden, öğrendikleriyle amel edip etmediğinden, malını nerede kazandığından ve nelere harcadığından, vücudunu, sıhhatini nerede yıprattığından…” hesaba çekilmedikçe Allah’ın huzurundan ayrılmaz buyuruyor. (Tirmizî, Kıyamet 1)

En sağlıklı dönemimiz gençliğimizdir. Gençken boş vakit konusunda da genelde sıkıntımız yoktur. Fakat yaş ilerledikçe, sağlık ve boş zaman konusunda sıkıntılarımız ortaya çıkar. Dünyanın binbir derdi kederi arasında boş zaman bulmak gerçekten zordur. Onun için Gençliğimizi nerede ve hangi hal üzere geçiriyoruz? Ömrümüzün bu altın çağında rabbimizin rızasına uygun salih ameller yapabildik mi? Yoksa; helâl-haram demeden, yasak-mübah demeden kötü alışkanlıklarla kötü mü geçiriyoruz.

“Ey Rabbim! Beni; bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” (Neml 27/19)’, ”, ‘Nimet ve Şükür’, ‘“Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.” (Bakara 2/172)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ