İnsan Konuştuğu Her Şeyden Hesaba Çekilecek mi?

İnsan Konuştuğumuz Her Şeyden Hesaba Çekilek, Çünkü biliyoruz ki yaptığımız her hareket, ağzımızdan çıkan her kelime, hayır olsun şer olsun, sağımızda ve solumuzda bulunan iki melek tarafından her gün kayıt altına alınıp, amel defterimize kaydediliyor. Onun için deyim yerindeyse “bin düşünüp bir söylemeliyiz.” Çünkü yarın mahşer gününde Allah’ın huzuruna vardığımızda yaptığımız her amelin, konuştuğumuz her kelimenin bir bir hesabını vereceğiz. Yaptığımız ameller, Konuştuğumuz şeyler hayır ise mükâfatını göreceğiz, şer ise Allah muhafaza cezasını çekeceğiz. Yine bir adam Efendimiz (sav)’e gelip “Bana özlü bir nasihatte bulun ey Allah’ın Rasulü” diyerek öğüt istedi. Bunun üzerine Allah Rasulü (sav): “…Yarın özür dilemek zorunda kalacağın, pişman olacağın bir sözü bugün konuşma…” buyurdu. (İbn Mace, 4171)

Yarın pişman olacağımız, karşımıza çıkarıldığında utanacağımız ve hesabını veremeyeceğimiz sözleri konuşmamalıyız; böyle sözler aklımıza geldiği ilk anda, daha ağzımızdan çıkmadan muhasebesini yapmalı, fayda verecekse konuşmalı, aksi halde susmalıyız. Her hareketimizde örnek almamız gereken asr-ı saadet devrinin yıldızlarından Hz. Ebubekir (ra) rivayet edildiğine göre, gereksiz bir söz söylememek için ağzına küçük bir taş alırmış. Konuşacağı zaman taşı çıkarması gerektiğiden, önce düşünürmüş, sözü gerçekten önemliyse söylermiş, önemli değil ise susarmış. Böylelikle dilinin altındaki taş, onun boş ve malayani sözler söylemesini engellermiş.

Akıllı Mü’min, toplum içinde insanı başkalarının karşısında küçük duruma düşürecek, Kardeşlik duygularını zedeleyerek, birlik ve beraberliği bozacak dedikodu, gıybet ve su-i zann, gibi ahlakî hastalıklardan uzak duran kişidir. Dile sahip çıkmanın ve onu boş şeylerden korumanın önemine dair Hz. Ali (ra)’ın hikmet dolu müthiş tespitini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalı ve hayatımızı hep bu doğrultuda şekillendirmeliyiz: “Söz ağızdan çıkmadıkça senin esirindir; fakat ağızdan çıktıktan sonra ise sen onun esiri olursun”

Şairin biride dil için şöyle dile geliyor: “Bana benden olur, her ne olursa, Başım rahat eder, dilim durursa.” Muâz bin Cebel (ra) şöyle anlatır: Rasulullah (sav) ile bir yolculukta beraberdim. Bir ara O’na: ―“Ey Allah’ın Rasulü! Bana öyle bir amel söyle ki, Allah (cc) onu yapmam sebebiyle beni cehennemden kurtarıp, cennete koysun” dedim. Bunun üzerine Allah’ın Rasulü (sav):
―“Gerçekten büyük bir soru sordun; ama o, Allah’ın kolaylaştırdığı kimseler için çok kolaydır. “Allah’a ibadet eder ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, orucu tutar ve haccedersin” dedi ve şöyle devam etti:
“Sana hayır yollarını göstereceğim; oruç kalkandır, sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür, kişinin gece kıldığı namazda hataları silip süpürür. Sonra Secde suresinin 16 ve 17. ayetlerini okudu: “Yanları yataklarından uzak kalır. Rablerine korkarak ve ümit ederek dua ederler. Onlara verdiğimiz rızıklardan da infak ederler. Onlara o işlediklerine mükâfat olmak üzere gözleri aydınlatan ne nimetler gizlendiğini hiçbir kimse bilemez.” Sonra Allah Rasulü (sav):
― “Sana bütün işlerin başını, direğini ve en üst noktasını haber vereyim mi?” dedi. Bende:
― “Evet, Ey Allah\\\’ın Rasulü! Haber ver dedim” dedim. Buyurdu ki:
― “Her işin başı İslam’dır. Direği namaz, zirvesi ve en üst noktası ise cihaddır.” Sonra devam etti:
― “Sana bütün bunların temel ve esasını haber vereyim mi?” dedi.
Ben de:― “Evet, Ey Allah’ın Rasulü!” dedim. Rasulullah (sav) dilini tuttu ve:
― “Buna iyi sahip çık, onu sıkı tut” dedi. Ben:
― “Ey Allah’ın Rasülü! Bizler konuşmalarımızdan dolayı hesaba çekilecek miyiz?” dedim. Bunun üzerine Allah Rasulü (sav):
― “Anan sana hasret kalsın ey Muaz! İnsanları yüzü koyun cehenneme sürükleyen dillerinin yaptıklarından başka bir şey midir?” buyurdu. (Ahmed b. Hanbel ve Tirmizî) Gıybet, bazen kişinin fizikî görüntüsü ile alakalı olabileceği gibi bazen de ahlakî ve amelî özellikleri de olabilir. Bunu bir Örnekle açıklayacak olursak: Mesela bir insan kısa boylu, şişman veya cılız olabilir. Eğer bu fiziksel özelliklerini onun olmadığı bir ortamda eleştirel manada dillendirirsek gıybet etmiş oluruz.

Ya da bir insan ahlak olarak sözünde durmayan, borç aldığı zaman vermeyen veya çok konuşan biri olabilir. Bunlar hoş olmayan ve bir Müslümanın yapmasından da Allah’ın hoşlanmayacağı huylardır; lakin bu huyların tamamı o insanın kendi şahsi problemidir. Onun bu kötü huylara sahip olması bizim onu çekiştirmemizi gerektirmez. Eğer çekiştirir ve arkasından konuşursak gıybetini yapmış oluruz. Aynı bunun gibi bir insan yapısı gereği kızgın, tembel, uyuşuk veya uyumayı çok seven birisi olabilir. Onun böyle bir yapıya sahip olması bütünüyle onun yaratılışı ile alakalıdır. Eğer biz böyle hususlarda o kişinin arkasından eleştirerek konuşursak gıybetini yapmış oluruz.

Allah kendilerine rahmet etsin, sahabe-i kiram efendilerimiz bırakın eleştirel manada arkadan konuşmayı, bir insanı tarif ederken veya birisinin diğerinden daha alim olduğunu söylerken bile “Acaba gıybet mi ettik?” diye endişeye kapılır ve Allah’tan af dilerlerdi. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Allah’a ve âhiret gününe inanan kimse, ya hayır söylesin ya da sussun.\\\” (Buhârî, Edeb 31, 85, Rikak 23) Müslümanlar olarak, iyilik ve hayır olduğu açıkca belli olan sözlerin dışındaki bütün sözlerimizde dilimizi korumamız lazımdır. Çünkü biliyoruz ki yerine göre konuşmanın ve susmanın eşit olduğu bir durumda, susmak Hz. Peygamberin sünnetlerindendir. Çünkü, mübah bir söz bile bazen haram bir durumla sonuçlanabilir.

Halk arasında “Korkulu rüya görmektense, uyanık durmak daha iyidir” denildiği gibi, böyle muhtemel bir tehlikeden uzak kalabilmek için de susmak daha akıllıca olur. Değerli Müslümanlar bu günden itibaren hepinizi oruç tutmaya davet ediyorum. Diyeceksiniz ki hocam Şaban değil Ramazan değil nerden çıktı ne orucu bu. Bu oruç gıybet orucu. Nasıl ki oruç tutarken yemekten içmekten uzak duruyoruz. İşte aynı böyle din kardeşimizin etini yemek olan gıybetten de uzak durmak için hepinizi Allah rızası için böyle kitlesel bir harekete davet ediyorum.

Rasulullah (sav) buyuruyor ki: “Oruç, yalnız yemeği ve içmeyi terketmek değildir. Oruç, yemeği ve içmeği terketmenin yanında, aynı zamanda da kötü sözlerin söylenmemesi demektir. Hatta oruçlu iken sana birisi küfreder, yahutta cahillik yaparak üzerine saldırırsa, sen de onun yaptığı gibi yapma, (kendi kendine) ” Ben oruçluyum.” de.” (İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir, Aydın Yayınevi: 1/876)

Hadiste de gördüğümüz gibi, oruç tutmak sadece aç kalmak değildir. Bir yazar diyorki: “Bu hadisten istifade edip gıybetten, suizandan ve iftiradan uzak durmanın adına ‘gıybet orucu’ diyorum” diyor. Üzülerek söylüyorum, Gıybeti hayatımızda öyle bir alışkanlık haline getirmişiz ki sanki normal birşeymiş, günah değilmiş gibi rahat davranıyoruz. Mesela sıradan bir konuşmamızın içinde sözü edilen herhangi biri hakkında onun hoşuna gitmeyecek şekilde konuşuyoruz. Ama bunun gıybet olduğunun farkına varmıyoruz. Fakat hepimiz biliyoruz ki Kuran’da açık ve net olarak Allah (cc) “Gıybet etmeyin” diyor. Hadis-i şerifte ise Rasullah (sav) “Hanginiz ölmüş kardeşinizin etini çiğnemek ister?” diye bizi uyarıyor. Hepimiz namazımızı kılar, orucumuzu tutarız. Böyle ibadet konularında gereken hassasiyeti gösteririz, tabi ki göstermemiz gerekir de, fakat aynı hassasiyeti gıybet konusunda gösteremiyoruz.

Kendi kendimize başkalarının hakkında konuşmamaya karar vermişsek, bunu uygularken ne kadar çok zorlandığımızın farkına varmışızdır. Kişilerin gıybetinin yapıldığı ortamlarda bulunurken insanların göz göre göre nasıl başkalarının günahına girerek, gıybet yaptıklarına, aleyhlerinde konuştuklarına şahit oluyoruz. Bulunduğumuz ortamın havasını uymamak adına bütün gayretinizle kendimizi sıkarız. Bazende farkına varmadan kendimizi, o günah bataklığının içinde bulur, o gıybet eden nasipsiz insanların değirmenine su taşırız. Sonrada aklımız başına gelince içinde bulunduğuz gaflet haline şaşırır, hayret ederiz.

Allah cümlemize uyanıklık verip, böyle gafil durumlara düşmekten muhafaza etsin.

İmam-ı Kurtubi tefsirinde şöyle bir kıssa nakletmiştir.

Bir adamın Medine’de hasta yatan bir kız kardeşi varmış, onu en son ziyarete gittiğinde ne görsün, kardeşi ölmüş. Kardeşini defnederken içinde dinarları olduğu halde para kesesi kabre düşmüş. Sonradan bunun farkına varınca aileden bazılarının yardımı ile kabri açmışlar ve para kesesini almışlar. Kardeşini tekrar görmek için kabrin içini açınca birde ne görsün, kabrin içerisi ateş dolu!… Eve geldiği zaman Annesine sormuş; kız kardeşimin durumu nasıldı? deyince annesi: “kardeşin, namaz vakitlerini çok geçiriyordu. Birde komşular uyuduğu zaman, kalkıyor, kulağını kapıya verip dinliyor ve sırlarını dışarı çıkarıyordu,” dedi. Başkalarının gıybetini yapıp kusurlarını araştıranlar, kendi kusurlarını göremezler. Hasan-ı Basri (ra)’in şu sözleri ne hoştur, diyor ki: “Ey Âdemoğlu! Kardeşinin gözüne batan bir çöpü görürsün de kendi gözündeki koca kökü fark etmezsin!”

Müslümanlar olarak birbirimizin ayıp ve kusurlarından önce kendi ayıp ve kusurlarımızla ile ilgilenmeli, kendi kusurlarımızı düzeltme adına gayret etmeliyiz. Kendi kusurlarımızla uğraşmaktan başkalarıyla uğraşmaya zaman bulmamalıyız. Unutmamalıyız ki biz, nasıl ki kendi ayıp ve kusurlarımızın ortaya dökülmesinden hoşlanmıyorsak, aynı şekilde başkaları da kendi ayıp ve kusurlarının ortaya dökülmesinden hoşlanmaz. Ve yine unutmamalıyız ki, biz eğer kardeşlerimizin ayıp ve kusurlarını örtersek, Allah’da bizim ayıp ve kusurlarımızı hem dünya hem de ahirette örtecektir. Buna mukabil eğer başkalarının ayıp ve mahremlerini açar ve teşhir edersek, hiç beklemediğimiz bir anda Allah’da bizim mahremlerimizi ortaya çıkarır. Amacımız; bütün insanlar arasında verem gibi yayılmış olan gıybet hastalığından kardeşlerimizi korumaya çalışmaktır. Bizler Müslümanlar olarak bu tür hastalıklardan kendimizi ve etrafımızda ki kardeşlerimizi korumak zorundayız. Aksi halde Allah’ın gazabını üzerimize çekmiş oluruz ki; bu, hem dünyamıza, hem ahiretimize, hem de bütün insanlığı kendisine çağırdığımız İslam davamıza zarar verir.

Gıybet çok mühim ve çok uzun bir konu ve birçok çeşidi var. Bunları tek bir sohbete sıkıştırıp anlatmak mümkün değildir. Allah nasip ederse başka bir sohbette de bunları sizinle paylaşırız. Cenab-ı Allah, hepimize, ömrümüzü “vahiy” ile inşa etme gayreti içinde olmayı ve gıybetten uzak yaşamayı nasip etsin! Rabbim cümlemizi bu hastalıktan muhafaza etsin. Şayet varsa yapmış olduğumuz gıybetleri affetsin ve bir daha bu günahı işlememeyi bizlere nasip eylesin. Allah cümlemizi bu sohbetten nasibini alanlardan eylesin.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ