İslam Alimleri

İbrahim Gülşeni Hayatı

İbrahim Gülşeni Hayatı, İbrahim Gülşenî Hazretleri büyük İslam Alimlerindendir. Mübarek İsminin uzunca söylenişi İbrahim bin Muhammed bin İbrahim bin Şehabeddin bin Aydoğmuş bin Gündoğmuş bin Oğuz Ata şeklindedir. Lakabı: Gülşeni’dir. Doğum yeri kesin olarak bilinmemekle beraber genel kanaat Diyarbakır Amid’de dünyaya geldiğidir. Bu konuda ileri sürülen başka bir iddia ise Azerbaycan’ın Barda şehrinde doğduğudur. Fakat şairin Amidi nisbesini taşıması ve türbesinin Diyarbakır’da bulunması bu iddiaların doğru olmadığını göstermektedir. Yinede bu konu ile ilgili kesin bir bilgi bulunamamaktadır.

İbrahim Gülşeni hazretlerinin hayatı hakkında bilinenlerin büyük bir kısmı oğlu Hayalî’nin halifesi Muhyî-i Gülşeni’nin Menakıb ı İbrahim Gülşeni adlı eserine dayanmaktadır. Ancak bu eserde Muhyi onun nerede doğduğu hakkında herhangi bir bilgi vermemiştir. İbrahim Gülşeni’nin doğum yeri olduğu gibi doğum tarihi de tartışmalıdır. Muhyî de onun 1534′ te vefat ettiği zaman 11 4 yaşında olduğunu söyler. Bu duruma göre 826–1422 senesinde doğmuş olması gerekir.

İbrahim Gülşeni, hazretleri kültürlü bir ailenin evladıdır. Babası kelam, fıkıh, mantık konusunda eserleri olan bir âlimdir. Dedesi ise hocaydı ve aynı zamanda “Tekkü’l Muğlâk” adlı bir kitabın ve tasavvufa dair birçok eserin yazarıydı. Aynı şekilde amcası da ilimle uğraşan ve 200 müridi olan bir şeyhti. Gülşenî’nin babası ölünce onu amcası kendi yanına aldı ve eğitimini üstlendi. İlköğrenimini amcasının yanında yaptı. Çok küçük yaşta eğitime başladığını hatta 4 yaşındayken Kur’an-ı hatmettiği, Türkçe kitaplardan ayet ve hadisler okumaya başladığı, 10 yaşında ise mübarek geceleri ihya ettiği, oyun ve eğlenceye hiç değer vermediği Muhyî tarafından bildirilmektedir.

Daha sonralara ilim tahsili için Maverâünnehir’e gitmek için yola çıkmıştır. Tebrîz’e vardığında Uzun Hasan’ın kazaskeri Molla Hasan ile karşılaşır, onun kabiliyetini fark eden Molla Hasan, tahsil görmesi için Maveraünnehre gitmesine gerek görmeyip Tebrîz’de de bunu yapabileceğini söyleyerek İbrahim Gülşenî’yi kalması için ikna eder. Burada Uzun Hasan’ında yardımıyla medrese eğitimini görür ve Molla İbrahim olarak herkes tarafından tanınmaya başlar. Tebrîz’de itibarı gittikçe artan İbrahim Molla daha sonralarda Uzun Hasan’la tanışma imkânı buldu ve sürekli huzuruna girip çıkabilmesi için ona “tarhan” unvanı verildi. İbrahim Gülşenî, hazretleri Halvetiyye tarîkatı ikinci pîri Seyyîd Yahyâ’yı Şirvanî’nin halîfelerinden Dede Ömer Rûşenî ile tanışıp kendisine intisab etti. İbrahim Gülşenî, bir süre onunla kaldıktan sonra Tebrîz’e geri döndü. Bunun ardından sıkı bir zühd ve riyazet hayatı yaşamaya başladı. Dede Ömer Rûşenî vefatından birkaç gün önce İbrahim Gülşenî’ hazretlerini halife ilan etti. Rûşenî’den hilafet alarak tarikat kurmaya başladı. Gülşenî’ye Sultan Yakub’da büyük değer verdi. Hatta onu kendisiyle birlikte bazı savaşlara götürüp askerlerinin maneviyatını yükseltmeye çalışmıştır. Gülşenî de Tebrîz’i anlattığı bir şiirinde Sultan Yakub’dan övgü ile söz etmektedir.

İbrahim Gülşeni 900 yılında çok sayıda müridi ile birlikte hacca gitti. Mekke de Mısır’lı âlimlerle tanıştı ve sonra Tebrîz’e döndü. Burada ona intisab eden Müslümanların yanı sıra gayri Müslimler de intisab etmeye başladı. İbrahim Gülşenî, Diyarbakır’dan ayrılıp Kudüs’e gitmek istediyse de isteği her defasında reddedildi. Ardından Aleüddevlenin daveti üzerine Maraş’a gitti ve oradan Kudüs’e gitmek için yola çıktı. Kudüs yolu ile Mısır’a gitti ve buraya yerleşti.
Şöhreti kısa sürede her yere yayılmaya başladı. Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethedip Kahire’ye geldiğinde onu ziyaret edip Müeyyediye Camisi önündeki, araziyi dergâh yapılması için kendisine ricada bulunması üzerine onlara bağışladı. Gülşenî, dostlarının da yardımıyla dergâhını inşa ettirip tarikatını yaymaya başladı. Ünü bütün Mısır’a yayıldı. Talebeleri dolup taşmaya başladı.

İbrahim Gülşeni Hazretlerinin Değerli Şahsiyeti

İbrahim Gülşeni hazretlerinin tarikat silsilesi Rûşenîyye’ nin Pîri Dede Ömer Rûşen vasıtasıyla tarîkatın ikinci pîri Yahya’yı Şirvâniye ulaşmaktadır. Mürşîdi Dede Ömer Ruşen’inin İbrahim Gülşeni hazretlerinine bir gül vererek “sen ol bağı bekanın gülşenisin” demesi üzerine Gülşenî’ lakabını kullanmaya başladığından kurduğu tarikata da Gülşeniyye denilmiştir. İbrahim Gülşeni’nin öğrenim durumu hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi verilmemektedir. Abdülvehhah Eş-Şe’rânî İbrahim Gülşenî’niyle birçok defa görüştüğünü onu beğendiğini fakat dili tutuk bir ümmî olduğunu söylemek istediklerini güzel bir şekilde anlatamadığını söyler. Ancak oldukça hacimli bir Arapça, Farsça ve Türkçe manzum eserleri Şa’rânî’nin haklı olmadığını göstermektedir.

İbrahim Gülşeni, inancı sağlam bir insandı Allahü Teâlâ’nın emirlerini yapmak ve yasaklarından kaçmaktaki gayreti fazla idi. Dünya malına değer vermez, Allahu Teâlâ’ya olan korkusundan günlerce yemek aklına gelmezdi başkalarından hediye kabul etmez, üstelik eline geçen malları fakirlere dağıtırdı.
İnsanlara karşı davranışları çok tatlı, hoş ve yumuşaktı. Dost düşman ayırt etmeksizin herkes onu çok severdi. Sultan, İbrahim Gülşenî’yi sever hürmet ederdi. Sultan bir gece acayip bir rüya görür rüyasında iri yarı siyah bir kimse kendisini öldürmek için elinde kılıçla saldırdı. Sultan öldürülme korkusunda iken İbrahim Gülşenî Hazretleri talebeleriyle geldi. Talebelerin her birine altın bir kılıç verdi.

Gülşenî’nin talebeleri o siyah kişiye kılıçlarını vurup, parça ettiler. Sultan ertesi gün İbrahim Gülşeni’yi sarayına getirtti. Hürmet ve saygısını gösterdi. İzzet ve ikram da bulundu. Sultan daha rüyasını anlatmadan İbrahim Gülşeni rüyanın tabirini söyledi. “Sadaka belayı giderir, ömrü uzatır.” buyurdu. Böylece Sultanın İbrahim Gülşenî’ye olan bağlılığı artmış oldu. Bir gün şehzadelerden biri düşman olduğu bir kişinin zarar görmesini istedi. Bunun için İbrahim Gülşenî’ye gelip, o kişinin zarar görmesi için bir yazı yazmasını istedi. İbrahim Gülşeni de “İşi Hak Teâlâ’ya havale etmek iyidir. Kin tutarak, öfkelenerek bir Müslümana zarar vermeye kalkmak hatta uğradığı bir zarara sevinmek caiz değildir.” buyurdu. İbrahim Gülşeni’den bu yazıyı alamayacağını anlayan şehzade atına bindi, başka bir kimseden böyle bir yazıyı almak için yola çıktı. Yolda at şahlanarak iki ayağı üzerine doğruldu. Şehzade atın arkasından düştü ve kendinden geçip bayıldı. Görenler yetişip evine getirdiler. Ayılıp kendine gelen şehzade: “İbrahim Gülşenî’ye gidin, ben tövbe ettim, pişman oldum. Beni affetsin” diye haber gönderdi. Ayağa kalkınca hemen İbrahim Gülşeni’nin yanına gitti. Huzurlarında tekrar tövbe etti. Sadık talebelerinden oldu.

İbrahim Gülşeni talebeleriyle sohbet ediyordu. Bir ara talebeleri : “Efendim! Allahu Teâlâ’nın ihsanı ile kabirdeki insanların azapta veya nimet içinde oldukları biline bilir mi? Dua edilerek azapta olanın azabı kaldırılabilir mi? Diye sordular.” İbrahim Gülşeni de; Allahu Teâlâ’nın sevdiklerinden biri kabre uğradığında, kabirdekinin azap içinde olduğunu gördü. Aradan bir müddet geçtikten sonra tekrar o kabrin yanına uğradı. Kabre teveccüh ettiğinde azabın kaldırılmış olduğunu gördü. Hayret ederek düşünceye daldı. O sıra da kendisine şu hitap geldi. Deniyordu ki “Bu kabirde yatan kimsenin küçük bir çocuğu vardı. Annesi o çocuğu ilim öğrenmeye gönderdi. Çocuk Besmeleyi öğrenince Besmelenin hürmetine babasının azabı kalktı.” Buyurdu.

Halveti tarikatının Gülşenî kolunu kurmuş olan İbrahim Gülşeni’nin eserlerinde Mevlana, Yunus Emre ve kısmen Nesimî’nin tesiri hissedilmektedir. Sağlam bir dili ve akıcı bir üslubu vardır. Özellikle Türkçe divanındaki gazel-ilahileri ile büyük bir yaygınlık kazanmıştır. İbrahim Gülşeni’nin geleceği Mevlânâ Celaleddin-î Rumî’nin “Dîdem ruh-ı hub-ı Gülşenî râ / Ân çeşm-i çerağ-ı Rûşenî râ”
(Gülşenî’nin güzel yüzünü gördüm, o Rûşenî’nin gözünün ışığıdır.) beytiyle müjdelenmiştir.

İbrahim Gülşenî de Ma’nevî adlı eserinde bu beyiti ihtiva eden gazelle başlamıştır. Gerçekte bu eser Mevlânâ’nın mesnevisine nazire olarak yazılmıştır. Bu da Gülşenî’nin Mevlana’ya olan ilgisini göstermektedir. İbrahim Gülşeni üzerinde etkili olan bir şahsiyet de Muhyiddin İbnü’l Arabî’dir.

İbrahim Gülşeni Hazretlerinin Vefatı

Mısır’a döndükten sonra yaklaşık beş yıl daha yaşayan İbrahim Gülşeni 23 Nisan 1534’te vefat etmiştir.

islamalimi

2012 tarihinden bu yana değerli ekibimiz doğru bilgiler ile siz ziyaretçilerimize faydalı olmak adına çalışmaktadır. Mevla imkan verdiğince çalışmaya devam edeceğiz. Selam ve Dua ile...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu