Sahabeler

Hazreti Ebu Bekir Hayatı

.

Babasının İsmi: Ebû Kuhafe Osman bin Amr’dır.
Annesinin İsmi: Selma binti Sahr bin Amr bin Ka’b (Ümmü’l Hayr)’dır
Doğum Tarihi ve Yeri:Meşhur Fîl vakasından iki yıl dört ay sonrasında takriben Miladi 573 yılında. Mekke i Mükerremedir.
Ölüm Tarihi ve Yeri: Hicri 13. Miladi 634. Cemaziül ahir ayı Medine’de Kabri RasûîüUah (sav)’in bulunduğu yerdedir.
Hazreti Ebubekir’in Fiziki Yapısı:Hazreti Ebubekir  Uzun boylu ve beyaz tenliydi. Zayıf bedenli uzun yüzlü ve seyrek sakallı, biraz çukur gözlü, hafif çıkık alınlı ve gür sakallı idi.

Muhterem Eşleri:1. Katile binti Uzza, 2. Ümmü Ruman binti Amr, 3. Cüneybe binti Harice, 4. Habibe Fahita binti Haris, 5. Esma binti Ümeyse.
Oğulları : 1. Abdullah, 2. Abdurrahman, 3. Muhammed.
Kızları: 1. Esma, 2. Ayşe, 3. Ümmü Gülsüm.

Katıldığı Gazveleri : Bedir, Uhud, Hendek ve sonraki birçok savaşlar
Hicreti: Mekke’den Medine’ye hicret eden muhacirdir.
Sahabe Kardeşleri : Harice b. Zeyd, b. Ebi Züheyr.
Kabilesi: Abdullah bin Atik, b. Ebu Kuhafe, Osman b. Amr, b. Amr b. Ka’b, b. Sa’d, b. Teym, b. Mürre, b. Ka’b, b. Nadr, b. Kinane’dir.
Lakabı ve Künyesi: Gerçek ismi Abdül Kabe, Atik: Rasulullah efendimiz (sav) ona Abdullah ismini koymuştur. En meşhur künyesi ise Ebu Bekir-i Sıddık.
Hz. Ebu Bekir Rasulullah (sav)in kayınbabası, Hz. Aişe’nin (rah) babasıdır.

Hz. Ebu Bekir Kişiliği ve Yönetimi

Tacir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hazreti Ebu Bekir, dürüstlüğü ve takvası ile ashâb içinde ilk sırada yer alır. Karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak, tevazu ile belirgindi. Hazreti Aişe’nin rivayetine göre, “gözü yaşlı, gönlü hüzünlü, sesi zayıf” biri idi. Cahiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanırlardı. Rasulullah’ın en sadık dostu olan Ebu Bekir’in Miraç olayında sergilediği sonsuz bağlılık örneği ona “es-Sıddık” lAkabını kazandırmıştır. O bu olayda “O ne söylüyorsa doğrudur” demiştir. Cömertlikte ondan üstünü de yoktur. Bütün malını mülkünü İslam için harcamış, vefat ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak iade edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka bir şey bırakmamıştır. Dört eşinden altı çocuğu olan Ebu Bekir, kızı Âişe’yi Rasûlullah ile hicretten sonra evlendirmiştir (Tabakat-ı İbn Sa’d, VI, 130 vd.; İbnu’l-Esir, II, 115 vd).

Hicret sırasında mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda ve ayağı acıdığında o sırada dizine yatıp uyumuş olan Peygamber’i uyandırmamak için sesini çıkarmaması, ağlarken Hazreti Peygamber uyanıp ne olduğunu sorduğunda, “Anam-babam sana feda olsun ya Rasûlullah” demesi olayı Ebu Bekir’in Rasulullah’a olan bağlılığının örneklerinden sadece biridir. Hz. Ebu Bekir’in beyaz yüzlü, zayıf, doğan burunlu, sakallarını kına ve çivit otuyla boyayan sakin bir adam olduğu rivayet edilir (İbnü’l Esir, el-Kâmil fi’t-Târih, II, 419–420). Rasûlullah’tan sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir’dir. O, Hazreti Peygamber’in veziri, fetvâlarda en yakını idi. Rasûlullah’ın, “İnsanlardan dost edinseydim, Ebû Bekir’i edinirdim” (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesacid, 38: İbn Mâce, Mukaddime, II) ve “Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebu Bekir hariç” demesi ve son hutbesinde, “Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti” diye Ebu Bekir’i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hazreti Ebu Bekir’in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri göstermektedir.

Hazreti Ebu Bekir’in nasslara aykırı hiçbir görüşü bize ulaşmamıştır, çünkü böyle bir reyi yoktur. Ebu Bekir nasih sünneti çok iyi biliyor, Rasûlullah’ı herkesten çok tanıyordu. Bu yüzden hilafetinde kendisine karşı içte muhalif bir hareket olmamış ve fitneler görülmemiştir (Buhâri, Fedâilü’l-Ashâbı’n-Nebi, 3 ). İhtilâf veya ihtilaflarda çözümsüzlük, bid’atler onun devrinde yaşanmamıştır. “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” buyuran Rasûlullah’ın haberi sanki lafızda ve manada Hazreti Ebu Bekir’de zahir olmuştur (İbn Teymiye, Külliyat Tercümesi, İstanbul 1988, IV, 329).

Kaynaklarda onun, “Ben ancak Rasulullah’a tabiyim, birtakım esaslar koyucu değilim” diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilmiştir (Taberî, IV, 1845; İbn Sa’d, III, 183). Bir meseleyi hallederken önce Kuran’a bakar, bulamazsa Sünnet’te araştırır, orda da bulamazsa ashâbla istişare eder ve ictihad ederdi. Ganimetin bölüşümü meselesinde Muhacir-Ensâr eşitliğinin ihtilafa yol açmasında Ömer’in Muhacirlere daha çok pay verilmesini savunmasına rağmen ganimeti eşit olarak bölüştürmüştür. O sebeple hilafetinde huzursuzluk çıkmamıştır. Rasûlullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talakı bir talak saymışlar, bu daha sonra-birçok “maslahat gereği” diye yapılan değişiklik gibi- üç talâk sayılmıştır. Yani Ebû Bekir, Rasûlullah’ın tüm uygulamalarını aynen tatbik etmek istemiş; bazen -kalpleri İslam’a ısındırmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesini söyleyen ashabına uymuştur. Müslümanlar henüz otuz sekiz kişiyken Mekke’de Mescid-i Haram’da İslâm’ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebû Bekir’e hilâfetinde “Halifet-u Rasûlillah” denilmiş, sonraki halifelere ise “Emîrü’l-Mü’minîn” denilmiştir. Malî işlerini Ebû Ubeyde, kadılık ve kaza işlerini Hazreti Ömer, kâtipliğini Zeyd b. Sabit ve Hz. Ali, başkumandanlığını Üsâme ve Halid b. Velid yapmıştır. Medine Dârü’l-İslâm’ın başkenti olmup, Mekke, Taif, San’a, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cureş, Bahreyn vilâyetlere ayrılmıştır. Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beşte biri Beytü’l-Mal’de toplanmıştır.

Hazreti Ebu Bekir, Mukillîn* denilen çok az hadis rivayet eden ashabdan sayılır. O, yanılıp da yanlış bir şey söylerim korkusuyla yalnızca yüz kırk iki hadis rivâyet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivayeti nakledilmiştir. Hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir:
“Rasûlullah vahy ile korunuyordu. Benim ise beni yalnız bırakmayan bir şeytanım vardır… Hayır, işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var… Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur… Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur… Amelin sırrı sabırdır… Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir… Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz.

Hazreti Ebu Bekir Hicret

Sevr mağarasına ilk giren Hazreti Ebu Bekir, (r.a.) mağarada keşif yaptıktan sonra Rasulullah içeri girmiştir. Hazreti Ebu Bekir’in kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamıştı. Onlar Mekke’den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar. Kureyş kabilesinin müşrikleri Eby Cehil başkanlığında Esma’nın evini aradılar, hakaret edip dayak attılar.

Hazreti Ebu Bekir (r.a.) hicret yolculuğuna çıkarken yanına bütün parasını almıştı. Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu, nereye gittiğini kafirlere söylememiştir. İz süren Mekkeli müşrikler Sevr mağarasına kadar geldiler. Rasulullah bu sırada Kuran’da anlatıldığı biçimde şöyle diyordu: “Üzülme, Allah bizimledir” (et-Tevbe, 104/40). Nitekim Allah ona güven vermiş, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir; Allah güçlüdür, hakimdir. Kafirler tüm aramalara rağmen onları bulamadılar. Mağarada üç gün kaldıktan sonra Medine’ye yönelen Rasûlullah ile Hz. Ebu Bekir Kuba’ya vardılar.
Hazreti Ebu Bekir mağarada kaldıkları günü şöyle anlatır: “Rasulullah (s.a.s.) ile beraber bir mağarada bulundum. Bir ara başımı kaldırıp baktım. O anda Kureyş casuslarının ayaklarını gördüm. Bunun üzerine, ‘Ya Rasulullah, bunlardan birkaçı gözünü aşağı eğse de baksa muhakkak bizi görür’ dedim. O, ‘Sus ya Hazreti Ebu Bekir İki yoldaş ki, Allah onların üçüncüsü ola, endişe edilir mi?‘ buyurdu.

Kuba’da üç gün kalan Rasulullah ile Hazreti Ebu Bekir nihayet Medine’ye vardılar. Medine’de Hz. Ebu Bekir humma hastalığına yakalandı. Hastalık ilerleyip yatağa düştüğünde RasUlullah, “Allah’ım Mekke’yi bize sevgili kıldığın gibi Medine’yi de bize sevgili kıl, hummayı bizden uzaklaştır’ diye dua ettiği zaman Hazreti Ebu Bekir ve hasta olan diğer sahabeler iyileştiler. Bu arada Hazreti Aişe ile Hazreti Muhammed (s.a.v)’in düğünleri oldu. Mescidi Nebi inşa edildi. Masrafların bir kısmını Hazreti Ebu Bekir karşıladı. Medine’de kardeşlik tesis edildiğinde Ebu Bekir’in kardeşliği Harise b. Zeyd oldu.

Hazreti Ebu Bekir Medine’de Mescidi Nebi’nin inşasına katıldı. Rasulullah İslam’ı yaymak ve düşmanlar hakkında bilgi toplamak için seriyye denilen keşif kollarını Medine dışına gönderiyor, bunlara bazen Hz. Ebu Bekir de katılıyordu. Rasulullah ile birlikte bizzat çarpıştığı savaşlarda (Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te) Ebu Bekir de yer aldı. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerin de de bulunmuştu. Rasûlullah’ın bizzat idare ettiği harplere gazve denir. Ebû Bekir, bu sözü geçen büyük savaşlardan başka, otuzdan fazla gazveye katılmıştır. Çarpışma olmaksızın Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Uşeyre gazveleri ile de düşmanlar itaat altına alınmıştır. Bütün bu gazveler de Hz. Ebu Bekir, Rasulullah’ın en yakınında yer almış olup onun “veziri” gibi idi. Bedir’de, oğlu Abdurrahman müşrikler safında yer aldığında Ebu Bekir oğluyla çarpışmıştır. Sadece o değil, Bedir’de birçok sahabi, oğlu, kardeşi, babası, dayısı ile çarpışmıştır. Bedir savaşı, Müslümanların İslam’ı her şeyden üstün tuttuklarını, Allah için en yakınları olan müşrikleri kan bağı veya kabile taassubu içinde kalmadan, başka insanlardan ayırt etmeden öldürdüklerini göstermektedir. Rasulullah’ın bir amcası Hamza, İslam ordusu safında iken öteki amcası Abbas, düşman safındaydı. Yeğeni Ubeyde kendi yanındayken, öteki yeğenleri Ebu Süfyan ve Nevfel müşriklerin safındaydı. Hatta kızı Zeyneb’in eşi Ebu’l-As da Rasulullah’a karşı müşriklerle birlikte savaşmıştı.

Hicretin 9. yılında Medine’de büyük bir kıtlık oldu. Bu arada Bizans İmparatoru, Şam’da Hicaz bölgesini istila etmek üzere büyük bir ordu hazırladı. Rasulullah, bu orduya karşı İslam ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karşılaştı. Hz. Ebu Bekir malının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullandı. Onuncu yılda “Veda Haccı”nda bulunan Allah’ın Rasulü, on birinci yılda hastalandı.

Hz. Ebu Bekir Hilafeti

Hicrî onbirinci yılda hastalanan Rasûlullah (s.a.s.) 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefat etti. Onun vefatını duyan Müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğini bilemediler. Ama o da bir ölümlüydü. Hz. Ömer, onun Hz. Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, O’nun için “öldü” diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu. Ebû Bekir, Rasûlullah’ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Vefat haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullah’ı alnından öptü ve Babam ve anam sana feda olsun ya Rasûlullah. Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şanın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Ya Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım …” dedi. Sonra dışarı çıkıp Ömer’i susturdu ve “Ey insanlar, Allah birdir, O’ndan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir. Muhammed’e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür. Allah’a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, baki ve ebedîdir. Size Allah’ın şu buyruğunu hatırlatırım: “Muhammed sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah’a hiçbir ziyan veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır” (Al-u İmran, 3/144). Allah’ın kitabı ve Rasûlullah’ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz” (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Tarih, III, 197,198).

Hazreti Ebu Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları sakinleştirdikten sonra Rasûlullah’ın teçhiziyle uğraşırken, Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrec’in reisi olan Sa’d b Uhâde’yi Rasûlullah’tan sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdir. Hz.Ebu Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde’ye gittiler. Orada Ensâr ile konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde’nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey’at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hazreti Ebû Bekir’in konuşmasından sonra Hazreti Ömer atılarak hemen Ebû Bekir’e bey’at etti ve “Ey Ebû Bekir, Müslümanlara sen Rasûlullah’ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey’at ediyoruz. Rasûlullah’a hepimizden daha sevgili olan sana bey’at ediyoruz” dedi. Hazreti Ömer’in bu anî davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir’e bey’at ettiler. Bu özel bey’attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebi’de Hazreti Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey’at edildi. Rasûlullah’ın defni salı günü gerçekleşirken, onun nereye defnedileceği hakkında da bir ihtilâf meydana gelmişti Hz. Ebu Bekir yine ferasetini ortaya koydu ve “Her peygamber öldüğü yere defnedilir” hadisini ashaba hatırlatarak bu ihtilâfı giderdi. Rasûlullah’ın cenaze namazı imamsız olarak gruplar halinde kılındı. Bütün bunlar olurken, Hazreti Ali’nin Hazreti Fatma’nın evinde Haşimoğulları ve yandaşları ile toplandığı ve bey’ata ilk zamanlar katılmadığı nakledilir. Hazreti Ali rivayetlere göre, el-Bey’atü’l-Kübra’ya bey’at edildiği haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiği halde evden fırlamış ve gidip Hazreti Ebû Bekir’e bey’at etmiştir (Taberî, Tarih, III, 207). Onun aylarca Hz. Ebu Bekir’e bey’at etmediği haberleri gerçeğe uygun olmasa gerektir. Çünkü onun Ebû Bekir’in üstünlüğünü bildiği, onun hakkında yaptığı konuşmalar ve tarihin akışı, diğer rivayetlere aykırıdır.

Râsulullah’ın en yakın ashabı arasında -hatta Ebû Bekir ile Ömer arasında- zaman zaman ihtilâflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişse de ilk iki halife zamanında da görüldüğü gibi daima birliktelik devam ettirilmiştir. Anlaşmazlık gibi görünen hâdiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı rol oynuyordu. Meselâ Ebû Bekir yumuşak ve sakin davranırken, Ömer sertti. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebû Bekir’in yönetiminde, Hazreti Ali ve Zübeyr b. Avvam Ridde savaşlarında kararların içinde, namazlarda Ebû Bekir’in arkasında yer almışlardır (İbn Kesir, el-Bidâye ve’n Nihâye, V, 249). Hazreti Ali, Rasûlullah’ın bir vasiyeti olsaydı ölünceye kadar onu yerine getireceğini söylemiş (Taberî, a.g.e. IV, 236) ancak, İbn Abbas’ın Rasûlullah hastalandığı zaman ona gidip hilâfet işini sormak istemesini geri çevirmiştir. Yani Hazreti Ebu Bekir’in halifeliğine karşı kimseden bir çıkış olmamıştır. Zaten tabii, fıtrî, akli ve maslahata uygun olan da onun halifeliğidir. Hazreti Peygamber ölmeden önce yazılı bir ahitname bırakmamış, ancak Hazreti Ebû Bekir’in faziletine dair Mescid’de konuşmuş, hasta yatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine İmam tayin etmiştir. Hazreti Ebu Bekir, kendisine Rasûlullah’ın mirasından pay almak için gelen Hz. Fâtıma’ya, “Rasûlullah’ın yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan geri durmam” diyerek, Fâtıma’nın peygamberin kızı olmasını dinin üstün tutulmasından daha önemsiz görmüş ve Rasûlullah’ın yanındayken ondan ne duymuş, ne görmüşse onu tatbik etmiştir (Taberî, III, 220). Sonraları Hz. Ali’nin hilâfeti zamanında Fâtıma’ya -ki, Ebû Bekir’e gidip miras isterken onu savunmuştu- mirastan hiçbir şey vermemesi de ashabın Rasûlullah’ın sünnetine nasıl itaat ettiklerinin delilidir (İbn Teymiye, Minhâc’üs-Sünne, III, 230). Hz. Ebu Bekir “Rasûlullah’ın Halifesi” seçildikten sonra Mescid’de yaptığı konuşmada, “Sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim; görevimi hakkıyla yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlü’ne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez…” demiştir (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 340–341; Taberî, Târih, III, 203).

Hazreti Ebu Bekir’in Mücadele, Irak ve Suriye Fütühatı

Hz. Ebu Bekir Rasûlullah’ın halifesi olduktan sonra, onun vefatıyla Arabistan’da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere, “namaz kılarız, ama zekât vermeyiz” diyenlere karşı savaş açtı. Esvedu’l-Ansı, Müseylemetü’l-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekat yeniden toplanmaya ve Beytü’l-Mal’e konulup dağıtılmaya başlanmıştır. Rasûlullah’ın hazırladığı, ancak vefatı sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdün’e yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır. İçte isyancılarla mücadele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans’ın ordularıyla karşılaşılmıştır. Hîre, Ecnadin ve Enbâr, savaşlarla İslâm diyarına katılmış, Irak fethedilmiş, Suriye’nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir. Yermük savaşı devam ederken Hazreti Ebu Bekir vefat etmiştir. Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardır:Kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmayın, yemiş veren ağaçları kesmeyin, mamur bir yeri tahrip etmeyin, haddi aşmayın, korkmayın.” Gerçekten İslâm ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, Müslüman olmayıp da cizye vererek İslâm’ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır.

Hz. Ebu Bekir Vefatı

Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hazreti Ebu Bekir zamanında İslam devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hz. Ebu Bekir Hicrî 13. yılda Cemâziyelâhir ayının başında hicretten sonra Medine’de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer’in namaz kıldırmasını istedi. Ashâbla istişare ederek Hazreti Ömer’i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hz. Ömer’in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hazreti Osman’a yazdırdı.

Hazreti Ebu Bekir (r.a.) de, çok sevdiği Rasulullah gibi altmış üç yaşında vefat etti. Vasiyeti üzere Rasulullah’ın yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.

Etiketler
.

2 Yorum

  1. S.a hz.Ebubekir hayatında aşağıdaki bilgide bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum

    Hazreti Ebubekir’in Fiziki Yapısı:Hazreti Ebubekir Uzun boylu ve beyaz tenliydi. Zayıf bedenli uzun yüzlü ve seyrek sakallı, biraz çukur gözlü, hafif çıkık alınlı ve gür sakallı idi.

    Seyrek sakallı mı gür sakallı mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı