İslam Alimi

Günahlara Karşı Tavrımız, Günahta Sır Var mıdır? Var ise Nedir?

Mehmet Aluç

1962 Malatya doğumluyum,evli ve 4 çocuk babasıyım Ankara da ikamet ediyorum,Kamuda emekliyim,şiir,öykü,denemeler yazıyorum...

tvbBu bir tesadüf değildir, mananın kulağına Yüce Allah tarafından fısıldanması, gönlünde eğik olan gönül ağacının silkelenmesi yükünü atarak eğik dalların yeniden meyve vermek için düzelmesi aslına dönmesidir günah işleyen ve tövbeye kulun koşması… Bazen kendimizi hatalarımızı unutur o günahkârlık dolu bakışımızla, başkalarının hatası gözümüze batar, kendimiz sanki çok temizmişiz gibi karşımızdakinin kusurlarını araştırır, eleştirir ortaya çıkarmanın peşinde koşarız. Yalnız o anada kendi kusurlarımız ortaya çıkmasın diye edepsizlik dolu gönlümüzle de dua eder ”Ya Rabbim inşallah hatam ortaya çıkmaz, sen hatalarımız ortaya çıkartma diye de” utanmadan edepsizlikle içimizden dua ederiz.

Gaflet ve dalalet içinde yaşar, biz yüce Allah’a giden yolda, bir anda yol ayrımına sapar yönümüzü kaybederiz sanki bize mubahmış da, karşımızdakine mubah değilmiş gibi tavırlar takınırız. Gönül yönümüz kayar ve tövbe kapısına koşarız, sanki sadece bize aitmiş gibi karşımızdakinin o tövbe kapısında sanki hiç haberi yokmuş gibi aşağılayıcı bakışlar içinde, onu yerlerin altına sokan bakışımızla yer bitiririz.

   Günahta saklı olan sır nedir? Günahta sır var mıdır? Yoksa Yok mu dur?

Günah kulun gönül yolunun bir an yoldan çıkması, takla atarak yaralanması ve sonunda ayağa kalkarak tövbe kapısına koşması ve hatasını bilmesidir? Günahın olmasının bir sırrı ise “Kulun acizliğini bilmesi, o düşük irade zayıflık ile nefsine hâkim olamama zayıflığı ile acizliğinin ispat edilmesi veya kulun bilmesi, güçlü olan her şeye kadir olan Yüce Allah’ın büyüklüğünü anlaması ve Nasuh bir tövbe ile” hatasını, acizliğini anlamasıdır. İlahi ikaz ile haddini bil denilmesi, acizsin acizliğini bil denilmesidir.

Bu günahın yakıcı azabı ile nefis ve şeytana uyar yol ayrımına girmesi fena olan işin yapılmasıdır günah. Günah’ın pişmanlığı ile yapmış olduğu vefasızlığını bilmesi, derdini bilmesi, derdinin devasını ve merheminin de kimde olduğunu bilerek ona koşması ve bilmesidir. Allah’tan umudun bitmediğinin onun affı keremi merhameti ile Nasuh bir tövbe ile af etmesi gerekenin Yaratıcısı Yüce Allah olduğunu idrak ederek pişmanlıkla af dilemesi, ona dönmesi, bir daha yol ayrımına girmeyeceğini söylemesidir.

Tıpkı günümüzde, hasta olanın doktorun var olduğunu bilmesi ve ona gitmesine benzer, Günaha batan kul Yüce Rahmanı özleyen onun aşkına özlem duyan kulun, merhametine koşarak ona sığınmasıdır.

Yüce Allah (c.c.) bir ayetinde mealen:

“De ki: Ey (günah işleyerek) nefslerine zulmeden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Şüphesiz O bütün günahları bağışlar. Muhakkak O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir” (Zümer, 53)

Ayeti ile bütün kullarına bu ümidi vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şu haberi bütün günahkârları tövbeye koşturacak bir müjdedir:

“Kullar hiç günah işlemeseler, Allah onların yerine günah işleyip sonra tövbe eden bir kavim getirir ve onları bağışlar. Çünkü O çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.”

Allah’u Ekber, lütfün keremin merhametin sonsuzdur Allah’ım, affın olmasa idi halimiz ne olurdu… Bu demek değil ki bu ayete güvenerek devamlı bilerek günaha gir, ama kul beşerdir nefsine şeytana uyunca koşacağı tek kapı yine yüce Allah’ın tövbe kapısı umut kapısıdır. Böylelikle kul Yaratıcısı Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın” Tevvab” Settar” olduğunu Merhametinin kereminin sonsuz olduğunu bilmesidir. Yüce Rabbinin ihsanına tövbe kapısına vardığında günahının af olacağını bilmesi ve anlaması ve ondaki yani günahtaki sırrı anlayarak idrak etmenin mutluğu ile hayatına devam etmesi, büyük bir şükürle hatasını bilmesidir.

İman eden kul işlediği günahın günah olduğunu biliyorsa, iman yolundan çıkmaz sadece günahkâr olur ve tövbe kapısına uğraması gerekir, eğer tövbe etmeden ecel gelmiş ölmüş ise Yüce Allah(c.c.) isterse af mağfireti ile af eder veya azap eder kuluna, onun rahmeti keremi lütfü sonsuzdur. Eğer kul ölmeden önce tövbe kapısına varırsa tövbeden sonra Salih amel iyilik ve güzellik yaparda, şirke bulaşmaz ise af edeceğini yukarıdaki ayetinde bildirmişti.

Nefis ve şeytan dürtüsü ile yoldan kul izan ve idrak dürtüsü ile yüce Rahmana koşması, tövbenin nehrinde günahlarından arınması, hüsrana uğramadan ahirette kendisini yakmaması için tövbe kapısına koşturtması hatırlatması Yüce Allah ona nasip etmesi bir Lütuf ve merhamettir, kul bunun farkına vardığında “Günahtaki sır” açığa çıkmış olacaktır,kul acizliğinin farkına varacaktır.

İlk başta dediğim gibi bu bir tesadüf değildir, mananın kulağına Yüce Allah tarafından fısıldanması, gönlünde eğik olan gönül ağacının silkelenmesi yükünü atarak, eğik dalların yeniden meyve vermek için düzelmesi aslına dönmesidir. Her zaman bunu bilip anlamak ve sırrın sırına ermek dileği ile ,selam ve dua ile kardeşlerim.

Mehmet Aluç (Kul Mehmet)


Warning: Division by zero in /home/islamali/public_html/wp-includes/comment-template.php on line 1439
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. İbrahim serkan dedi ki:

    Rabim hepimizi affina merhametiyle afetsin insallah

BİR YORUM YAZ