Edeple Bakılan İlk Bakış.

72878_304721499616350_1582415222_n

 

 

Zaman bu zamandan yıllarca önce, kadında edep ile açan cennet çiçeklerinin kadının edebi ile gönülde cennet kapısını açması, gönülden Allah’a bağlı olması gönüllere aşk ile sevilmesi, iman nuru ile süslenmesi sevdiğinin gönlüne saçılması anlarında bir an diyelim ve başlayalım.

Hani ey göz yıllardır bedenimdeydin ve böylesine bir güzellik anı vardı ve ben nasıl bu mukaddesatı görmedim dedirten beni tüm güzelliği ile bağrına basan bir güzelle nasıl karşılaştırmadın denilen o mukaddes bakışma anı.  Hani yıllardır birçok insana bakar göz,  gayri ihtiyari kadınlara bakar geçer ve en sonunda son bakış olan ve aşkın kapısından girdiren ilk bakış…

Ey göz yüreğimi yerinden sökercesine uçurabilirdin de neden şimdiye kadar uçurmadın? Yüreğimi coşkun ırmaklarda yıkayacaktın ve beni kanatlandırarak uçuracaktın da neden yıllarca bekledin? Soruları ile baş başa, o ilk bakış aşkın mukaddes meltemini gönülde estiren, edep ile bakılan ve gözlerinde görülen mukaddes aşk ve ilk ateşin yanması yüreği yakması hatta kâinat yanıyormuş gibi hissedilen o güzel duygu meltemi ile yaşanılan o ilk bakışla karşıda gelen o endamlı narin… Genç kızın gözlerine bakış, genç kızın karşısında bir anda gördüğü edeple bir anda baktığı delikanlının gözlerinde ötelerde atılan aşkın mukaddes okuyla vurulma anı… Uzun süre bakıştılar ve her bakışta edeple başlarını öne eğdiler.

Kâinatta kendilerinden başkası yoktu o anda, hiç kimseyi duymuyorlardı. Gül kokusu ve gülün serinliğini duyuyor ve hissediyorlardı o an. Gözleri ile birbirlerinin kalbine aşkın busesini konduruyorlardı, kapalı olan gönlün edeple ötelerde gelen güvercin kanatları ile semada uçuyordu.

Kâinatı Aşk ile döner  aşk ile yaşanır derler ya, işte aşkın ummanında biri Ensar bir muhacir olmuş birbirlerini edeple ağırlıyordu, bedenlerin giydikleri aşkın solmayan sararmayan elbisesi ile.

Gök kubbe altında yaşanılan en güzel an. Kaç saat bakıştılar belli değil, kaç saat gönüller birbirine aktı aşkı satır, satır, hece, hece kaç saat okudular belli değil, genç kızın dadısı kolundan çekercesine.

-Haydi, kızım, eve geç kaldık

Duymadı genç kız, başka bir âlemdeydi. Kalbindeki ilk kıpranış, yüreğindeki kor alevin harı ile yanmış sarsılmış, karşısındaki delikanlının gönlüne akıyordu damla damla.

Dadısının kolunda çekmesi ile hasretin başladığı anlar. Ah ilk ile yüreğinde tatlı bir esinti ile bakış… İlkyanış… Ötelerde atılan aşkın oku ile vurulma…

Aşk ilahî bir mutluluk deryası…

Aşk ilahî bir imtihan…

Aşk ruhu bedeni saran benliği yok eden gülümseten bir gül deryası…

Bazen çile ile kulun imtihanı, bazen hasret ile bazen kavuşma ile gönlün gönül olması.

Delikanlı kızı gerilerde takip ederek peşinden gitti, Genç kız ve yanındaki dadı biraz sonra tek katlı müstakil etrafı bir boy çamur kerpiç ile çevrelenmiş eve girdiler.

Genç kız yine edeple başını çevirdi, kendilerini takip eden delikanlıya baktı, gülümsedi.

Ayakları aşka takılan ve aşkın deryasına düşen iki gönlün aşkı böyle başladı.

İsmail danişment ne güzel demiş: “Ben tâ senin yanında bile hasretem sana”, “Pâyin sadâsı (ayak sesin) gelse de sen hiç gelmesen” yahut “Sunsan elinle kanımı içsem kana kana”

Aşk Fuzuli için her şeye değerdir: Çünkü şairin cenneti sevgilidir. Âşıkları cennet için sevgiliden men eden, sevgiliyi yasaklayan bilmez ki âşıkların cenneti sevgilinin yüzüdür.

 

Cennet için men eden âşıkları didardan

Bilmemiş kim cenneti âşıkların didar olur.

 

Bursalı İsmail Beliğ: Sakın sen kuy-ı cananını uzakdur sanma ey Mecnun

Seher yola giren âşık gece Leyla’da akşamlar.

 

Ey Mecnun! Aşka tutulduğun andan itibaren sevgilinin yurdunu kendine uzak sanma artık.

…Çünkü seher vakti yola çıkan her âşık, daha o gece Leyla’da akşamlar.

Sözünü boşuna söylememişler.

 

Akşam olunca delikanlı Yasin, gördüğü o âşık olduğu kızı görmenin ateşi ile yanıyor âleme sığmıyordu. Nasıl olur nerede şimdi bir daha görürüm endişesi ile yanıp kavrulurken kapı çalındı. Heyecanla kapıya koştu, yıkılmaya yüz tutmuş kapıyı açtı ve dili kilitlendi an zaman kâinat bir anda dondu kaldı. İnanamıyordu bu bir rüya mıydıdeğil miydibilinmez, karşısındaâşık olduğu genç kız gülümseyerek duruyordu.

Gönlünü aşkın nehrinde abdest aldıran yanağında gamzeler açtıran aşk ile yanan Yasin o nur yüzlü nur gönüllü asudeyi karşısında görünce belki on dakika kitlendi kaldı. Asude

-Bizi içeriye buyur etmeyecek misin ey gönlüme aşkın bakışıyla bakan, günde defalarca abdest aldıran bakışı ile gönlümü yakan?

Biran şaşkınlıktan sevinçten kalbi yerinden fırlayan Yasin, sevinç içinde.

-Buyurun nur yüzü ile gönül evime gelen, nur yüzlü güzel.

Asude dadısı ile içeriye girdi. Yasin hala şaşkındı.

-Siz, evimi nereden buldunuz?

Asude

-Sessiz adımlarla beni takip ederken, evimizin bahçıvanında seni sessizce takip etti emrimle.

-Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz fakirhaneme nur yüzünüzle.

Dadı

-Evladım, asudeyi evde durduramadık eve dünyaya sığmaz oldu, bende babasına, komşumuz Nuran hanım rahatsız diyerekten aldım geldim yanına, ah ben bilirim aşkı ah ne yaman bir sevdadır o aşk.

İnanın çok şaşırdım, hatta bende evinize doğru yola çıkacaktım, bende sığamadım kâinata, size fakir evimde bir bardak soğuk ayranım var ondan ikram etsem.

Asude, mahcup bir eda ile.

-Memnuniyetle içeriz.

Adını kalbine bakışı ile hece hece yazan Yasin, mutfağa koştu sevinçle neşeyle.

İşte gönülde yeşeren aşk, gönlü merhametle sevgi ile çiçekler açtıran ve güldüren aşk. İman ederken iman etmenin güzelliği ile coşan iman etmenin aşkı, secde ederken coşturan saatlerce şükür ile baş başa bıraktıran aşk, insanları severken coşturan aşk… Aşk ile gönüldeki evin cennet bahçesi evin kapısını açtıran aşk. Gönüllerde dört mevsim baharı yaşattıran aşk, işte böyle bir şey.

Mehmet Aluç (Kul Mehmet)

 

Mehmet Aluç

1962 Malatya doğumluyum,evli ve 4 çocuk babasıyım Ankara da ikamet ediyorum,Kamuda emekliyim,şiir,öykü,denemeler yazıyorum...

İlgili Başlıklar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu