AkaidYazarlar

Allah Teala Merhametliyse ve İnsanın Kötülüğünü İstemiyorsa Neden Cehennem Var?

Bir çok insanın kafasını karıştıran sorulardan biri olan Allah Teala Merhametliyse ve İnsanın Kötülüğünü İstemiyorsa Neden Cehennem Var? başlıklı sorunun detaylı cevabı.

Cehennem neden var sorusuna geçmeden önce biraz Rabbimizin bize olan merhametine değinmek istiyorum.

Allah Teala Sonsuz Merhamet Sahibidir

Allah Teala (c.c) Hazretlerinin sıfatlarından biri de “rahman”‘dır, yani yarattıkları hakkında hayır ve merhamet murad etmesidir.

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, “Merhametlilerin en merhametlisidir.” Bu merhametin bir tecellisi olarak en değerli ve en üstün mahlûk olarak yarattığı bizleri, öncelikle diğer canlılardan ayrıcalıklı kılarak akıl nimetiyle ziynetlendirmiştir.

Bizler bu akıl nimeti sayesinde doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini, faydalı ile zararlıyı birbirinden çok rahat bir şekilde ayırt etmekteyiz. Yine insanoğlu, ilahi kaynaklı bir destek almadan sadece sahip olduğu akıl nimetini kullanarak Rabbimizin varlığı ve birliği inancına ulaşabilir.

Allah Teâlâ’nın insanoğluna merhametinin birinci göstergesi akıl nimeti ihsan etmesidir.

Değerli dostlar! Aklını kullanan her insan, ortaya koyduğu bütün işlerin doğru olduğunu düşünebilir.

Örneğin Hıristiyanlar, papazın okuyup üflediği ve Hz. İsa’nın eti olduğuna inandıkları ekmekle yine Hz. İsa’nın kanı olduğuna inandıkları şarabı, aralarında paylaşarak yiyip içerler. Böylece işledikleri günahların, bu şekilde Hz. İsa’yı kurban ederek af olacağına inanırlar.

Biz Müslümanlara göre doğru olmayan olan bu inanç, Hıristiyanlara göre olmazsa olmaz bir davranıştır. Onların aklına göre doğru olan bu ayin, bize göre yanlıştır.

Yine Yahudiler, günahlarını erkek bir keçiye yükleyip sonrada onu bir uçurumdan aşağı atarlar. Böylece günahlarından arınmış olduklarına inanırlar.

Bu da, biz Müslümanlara göre hayret verici ve komik bir inançtır, fakat Yahudilerin aklına göre doğru bir davranıştır.

Dünya genelinde yüzlerce din ve yüz binlerce ibadet şekli bulunmaktadır. Her din mensubu kendi yaptığı davranışı doğru olarak kabul ederken bunlar diğer din mensupları tarafından saçma görülebilir.

Peki, kimin yaptığı en doğru ve gerçek doğru?

Tabi ki insanın ve ihtiyacı olan her şeyin yaratıcısı olan Allah Teâlâ tarafından merhametinin bir tecellisi olarak hem bu dünyada hem de ahirette mutlu olmamız için gönderilmiş en mükemmel din olan

İslam, Tek ve Gerçek Doğrudur.

Her işi hikmetli olan Rabbimiz, akıl sahibi olarak yarattığı insanoğlunu başıboş bırakmayarak bu dünya hayatında kendisi için gerekli olan ilahi kanunları din olarak göndermiştir.

Akıl sahibi olan insana din göndermesi de Rabbimizin kullarına karşı göstermiş olduğu şefkat ve merhametin ikinci bir delilidir.

Allah Teâlâ insanlara, peygamberleri aracılığıyla yol gösterici sahifeler göndermiş, kitaplar indirmiştir. Bu ilahi kaynaklar vesilesiyle emir ve yasaklarını, mükâfat ve ceza hükümlerini onlara ulaştırmıştır.

Kur’an-ı Kerim bizlere, geçmişte yaşamış toplumların hayatından ibret almamızı, bu dünya hayatında vazifemizin ne olduğunu, gelecekte yani ahiret âleminde karşılaşacağımız halleri; kısaca dünü, bugünü ve yarını haber vermektedir.

Mesela Allah Teâlâ’nın sıfatlarını, kıyametin kopmasını, âhiret gününü, öldükten sonra tekrar dirilmeyi, canlıların mahşer yerinde toplanıp hesap vermeleri gibi hususları ve yine melekler, cinler, ruh ve kabir âlemi ile ilgili bilgileri, bizler ilahi vahiy kanalıyla öğreniyoruz.

Bu da yine Rabbimizin biz insanoğluna karşı beslemiş olduğu merhametin bir diğer tecellisidir.

İlahi vahiy aklımızın yetersiz kaldığı konularda bizlere rehberlik eder. Ancak genel kavramlar ve genel ifadeler ortaya koyduğu için her zaman kolay anlaşılmaz, çoğu kere de detaylı bilgi vermez ve yoruma açık hale gelir.

O halde insanlar bu şekilde yoruma açık bilgilerden nasıl hüküm çıkaracak ve bu bilgilerden nasıl istifade edecek?

Genel prensipler şeklinde bildirilen ilahi vahyi insanlara anlatmak, açıklamak ve uygulama konusunda örnek olmak Peygamberlerin görevidir. Dolayısıyla Peygamber göndermesi de Rabbimizin biz insanoğluna merhamet ettiğinin bir delilidir.

Kullarına akıl ihsan etmesi, gönderdiği İslam Dini’ni, Kur’an-ı Kerim ile desteklemesi ve yine Kitabı açıklaması ve uygulanması konusunda örnek olması için Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimizi Peygamber olarak göndermesi de Rabbimizin insanoğluna beslemiş olduğu merhametin bir göstergesidir.

Bunca ilahi nimetin yanında Rabbimiz bizim dosdoğru sırat-ı müstakim yolunda gitmemiz ve o yolda sebat etmemiz için teşvik edici nice müjdeler ihsan eylemiştir.

Her biri ayet ve hadislerde haber verilen ve yaptığımızda günahlarımızın affına vesile olan birçok salih amelin bildirildiği bu müjdeleri kısaca şöyle ifade edebiliriz.

Tövbe Günahları Sevaba Çevirir

Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimiz, samimi bir şekilde tövbe edip salih amel işleyen iman sahibi kullarının kötülüklerini ve günahlarını, iyiliğe ve sevaba çevirir.[1]

  • Yaptığımız iyilikler,[2]
  • Aldığımız abdest,[3]
  • Camiye gitmek için attığımız adımlar,[4]
  • Kıldığımız namaz, [5]
  • Tuttuğumuz oruç,[6]
  • Kadir Gecesini ve Ramazan gecelerini ihya etmek,[7]
  • Belirli zikir, evrad ve tesbihatları yapmak,[8]
  • Başımıza gelen bela, musibet ve hastalıklar,[9]

Ve hasta kardeşlerimizi ziyaret etmemizden[10] tutun da karşılaştığımızda el sıkışıp birbirimizin hal ve hatırını sormamız dahi günahlarımızın affına vesiledir.[11]

Ve yine bu kısa sohbette sayamayacağımız daha birçok salih amel, günahlarımızın affına vesile olur. Tabi ki kul hakları bundan müstesnadır, hak sahibi ile helalleşmeden kul hakkından kurtulmamız asla mümkün değildir.

Hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Her kim Rabb’inin huzuruna bir iyilik ile gelmişse, kendisine bunun karşılığı olarak en az on katı verilecektir; kim de bir kötülük ile gelmişse, sadece kötülüğüne denk bir ceza görecek ve onlara zerre kadar haksızlık yapılmayacaktır.”[12]

Peygamber Efendimiz (s.a.v) de şöyle buyuruyor.

“Birleri, onlarına galip olan kimseye yazıklar olsun.”[13]

Hadis-i şerifte ifade edilen birler günahları, onlar da sevapları temsil etmektedir. Yani bir günaha karşılık bir ceza, bir iyiliğe, hayırlı bir işe karşılık da en az on mükâfat verildiği halde yinede günahları sevaplarından daha çok olan kimselere yazıklar olsun denilmiştir.

Cehenneme Gitmek Gerçekten Zoru Başarmaktır

Günahların 1’e 1, sevapların da en az 1’e 10, bazen 1’e 700, bazen de hesapsız yazıldığı dinimizde cehenneme gitmek gerçekten zoru başarmaktır.

Sohbetimizin başından beri anlatmaya çalıştığımız hakikatlerden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Rabbimiz bizim cennete giden yolumuzu kolaylaştırıyor ve ahiret âleminde son durağımızın cennet olmasını istiyor.

Fakat bütün bu nimet ve müjdelere rağmen bizler şeytani vesveselerin ve nefsimizin arzu ve ihtiraslarının peşinden gidip de yolumuzun sonu Allah muhafaza cehenneme çıkarsa bu hâşâ Rabbimizin merhametsiz olduğunun değil, bizim cahil, gafil ve zalim olduğumuzun göstergesidir.

Yarın ahirette merhamet görmek istiyorsak bugün iman, ibadet ve ahlak ekseninde bir hayat yaşayarak kendi nefsimize merhamet etmeliyiz.

Neden Cehennem Var? Sorusunun Cevabı

Neden Cehennem var sorusunun cevabı: Allah bu kadar merhametli ise cehennem niçin var sorusuna takılan kardeşim! Şunu unutma ki, cehennemin varlığı mazlumlar için rahmet, zalimler için adalettir.

Bilindiğiniz gibi Allah Teâlâ insanoğlunu özgür bir irade ile yaratmıştır. Eğer ki, Rabbimiz bize irademizi kullanma yeteneği vermeseydi o zaman iyi ya da kötü her davranışımızın tek sorumlusunun Allah Teâlâ olduğunu çok rahat söyleyebilirdik.

Bu dünyada dileyen dilediği gibi yaşıyor ve hiç kimse hakkını tam olarak dünyada alamıyor.

Çoğu zaman zâlimler, yapmış oldukları kötülük, zulüm ve haksızlıklarla; mazlumlar ise çektikleri işkence, eziyet ve sıkıntılarla bu dünyadan göçüp gidiyor. Çünkü bu dünya ceza ve mükâfat değil, imtihan yeridir.

Ancak son derece adaletli ve merhametli olan Rabbimiz, cehennemi yaratmamakla böyle bir adaletsizliği, yani merhametsizliği asla kabul etmez. Elbette mazlumların hakkını zalimlerden alacak ve o zalimler zulüm ve haksızlıklarından dolayı cehennemde ağır bir şekilde cezalandırılacaktır.

Her şeyi gören Allah’ın, zalimin zulmünden ve mazlumun acısından tabi ki haberi vardır. Âyet-i kerimede bu durum şöyle ifade ediliyor:

“Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Hayır, Allah onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” [14]

Allah Kullarını Nasıl Cehenneme Atar?

Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Gazvelerinin birinde Resûlullah (s.a.v)’le beraberdik. Derken bir topluluğa uğradı.

“Siz kimsiniz?” diye sordu. Onlar da:

“Bizler Müslümanlarız!” dediler.

Yanında oğlu olan bir kadın tandırına yakacak atmakla meşguldü. Tandırın alevi yükselince kadın çocuğunu uzaklaştırdı. Sonra kalkıp, Resûlullah (s.a.v)’ın yanına geldi ve:

“Sen Allah Resûlü’sün öyle mi?” diye sordu.

Efendimiz (a.s) “Evet!” deyince, Kadın:

“Anam babam sana feda olsun Ya Resûlullah! Allah Erhamu’r-Rahimîn (yani merhametli olanların en merhametlisi) değil mi?” dedi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den “Evet!” cevabını alınca bu sefer:

“Allah’ın kullarına olan rahmeti, annenin yavrusuna olan merhametinden daha fazla değil mi?” diye sordu. Efendimiz (a.s) yine:

“Elbette!” buyurdu. Kadın (bu defa hepimizin merak ettiği şu soruyu sordu):

“(Bir) Anne çocuğunu asla ateşe atmaz! (peki, daha merhametli olan Allah kullarını nasıl cehenneme atar?)”

Bunun üzerine Efendimiz (a.s) ağlayarak başını öne eğdi. Sonra mübarek başını kaldırdı ve şöyle buyurdu:

“Şüphesiz Allah, hak yoldan sapıp O’na itaat etmeye tenezzül etmeyen ve tevhid kelimesini söylemekten imtina eden azgın kulundan başka kullarına azab etmeyecektir.”[15]

Allah Teâlâ (c.c) Hazretleri, rızası doğrultusunda bir hayat yaşamayı cümlemize nasip eylesin. Amin

Allah Teala Merhametliyse ve İnsanın Kötülüğünü İstemiyorsa Neden Cehennem Var? VİDEO


[1] Furkân 25/ 70

[2] Tirmizî, Birr 55.

[3] Müslim, Tahâret 32. Ayrıca bk Tirmizî, Tahâret 2; Riyazü’s- Salihin No:

[4] Müslim, Tahâret 41. Tirmizî, Tahâret 39; Nesâî, Tahâret 180; İbni Mâce, Tahâret 49, Cihâd 41.

[5] Buhârî,  Hudûd 27;  Müslim, Tevbe 44, 45. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 10; Riyazü’s- Salihin No: 436

[6] Buhârî, Îmân 28, Savm 6; Müslim, Sıyâm 203, Müsâfirîn 175. Riyazü’s- Salihin No: 1222

[7] Buhari, İman, 25.

[8] Buhârî, Bed’ü’l-halk 11; Daavât 64, 65; Müslim, Zikir 28. Tirmizî, Daavât 59, 62; İbni Mâce, Duâ 14.

[9] Buhârî, Merdâ1, 3; Müslim, Birr 49; Riyazü’s- Salihin No: 38

[10]  (Tirmizî, Birr, 64/2008; İbn-i Mâce, Cenâiz, 2)

[11] Ebû Dâvûd, Edeb 143. Ayrıca bk. Tirmizî, İsti’zân 31; İbni Mâce, Edeb 15; Riyazü’s- Salihin No: 889

[12] El-Enâm, 6/160.

[13] İmam Zeynu’l-Abidin (a.s)’dan Kırk Hadis

[14] İbrâhîm, 14/42.

[15] İbn Mace, Zühd, 35.

Murat Toksöz

Hafız olan yazarımız şu anda İmam Hatip olarak dini görevini sürdürmektedir. Sitemizde ve youtube kanalından takipçilerine bir çok faydalı bilgiler sunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu