Namazın Önemi Hakkında Bilgi

Hz. Muhammed’in [sav.] ve onun teblîğ ettiği Kur’ân’ın belirlediği şekliyle İslâm Dini’ne inanan kişinin sorumlu kılındığı ilk amel namazdır. Namaz, bu yüce dinin üzerinde kurulduğu beş şarttan biri olup imanın ispatıdır. Namaz beden ve ruhta Allah’ın egemenliğinin tasdikitir. Kulun Yaratanıyla irtibat kurmasıdır. İnsanlık tarihi boyunca ilk sapmalar namazsızlıkta yaşanmış, ve şuan da aynı şekilde namazsızlıkta da yaşanmaktadır. “(Ey Muhammed!) Kitap’tan sana vahy olunanı oku, namazı da dosdoğru kıl.

Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebût, 29/45). Bu sebepten dolayı Allah’a itaat etmek lâzımdır. Allah’a itaat etmeyenlar ahirette azâptan kurtulamaz.Gerçekten şuurla ve hakikatini anlayarak, ne olduğu bilinerek kılınan bir namaz, namaz dışında da insanı her türlü çirkinlikten, uygunsuz davranıştan, edep dışı hareketlerden muhafaza eder. Onun için Resûl-i Ekrem Efendimiz: “Kim namaz kılar da o namaz kendisini hayasızlıktan ve kötülükten alıkoymazsa, o namaz olsa olsa onun Allah’tan daha fazla uzaklaşmasını sağlar” buyurmuştur (Münâvî, Feyzü’l-kadîr, VI, 221).

Rabbimizin Kur’an’da 70 kez emrederek en çok önem verdiği ibadet olan namaz, Peygamberimizin (s.a.v.) ifadesiyle, ahirette hesaba çekileceğimiz ilk amelimizdir.Peygamber [sav.] buyurdu ki: “Kıyamet günü, kulun ilk hesaba çekileceği amel, namazdır. Eğer o düzgün olursa, diğer amelleri de düzgün olur, şayet o bozuk olursa, diğer amelleri de bozuk olur.”  Hz. Peygamber’in vefatına sebep olan hastalığında, son nefeslerini verirken, yaptığı en son tavsiye Namazdır. Son nefesinde Hz. Peygamber “Haydi namaza, haydi namaza, idarenizin altında bulunan köle ve işçileriniz hakkında Allah’tan korkunuz.” Buyurmuştur. Allah (cc.) namazla dereceleri yükseltir ve günahları yok eder.

Peygamber [sav.] sahabe-i Kiram’a: “Size, Allah’ın günahları ne ile sildiğini ve dereceleri ne ile yükselttiğini bildirmemi ister misiniz?” diye sordu. Sahabiler: “Elbette bildirin Ya Rasülallah”, dediler. Peygamber [sav.] : “Güçlüklere rağmen, güzelce abdest almak, mescidlere giden adımları çoğaltmak ve bir namazdan sonra öbür namazı beklemek. İşte sizin Allah yolunda nöbet tutmanız budur. İşte sizin Allah yolunda nöbet tutmanız budur.”buyurdu. [Müslim] Namaz, Müslümanın parolası, müminin olmanın alâmetidir. Allah katında en büyük amel namaz kılmaktır. Bir sahâbî sordu: “Ya Resûlallah! İslâm Dîni’nde Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir? Allah rasûlü [s.a.v] şu cevabı verdi: “Beş vakit namazı vaktinde kılmaktır. Namaz kılmayan bir kişinin emir ve yasaklarına göre hayatını düzenleyeceği bir dîni yoktur. Zira namaz, dinin direğidir, ana sütunudur. Namazı olumlu olanın diğer amelleri de olumlu olur. Namazı sağlam olmayanın diğer amelleri de zayıftır.” [Sahîhu’l-Câmi’: 2537] İslâm’ın ikinci şartı olan Namaz, dinin direği ve temelidir. Hergün beş vakit namaz kılan bir Müslüman Allah’a olan iman ve inançlarını günde beş kere tekrarlayarak, beş kat daha sağlamlaştırmış olur. İmanı ve inancı sağlam olan, kalbindeki her türlü dünya sevgisini, dünya işlerini ve dünya telaşını bir tarafa bıraktıp günde beş kere Allah’ın huzunda kendisini Allah’a bağladığı için, Allah sevgisi ve korkusu kalbine yerleşir, ahlâk ve karakteri de o nisbette güzellleşir.

Özelliklerine değindiğimiz, mü’minin şahsiyetini oluşturan namaz ibâdetinin önemi Peygamberimiz efendimiz [s.a.v] hadîsleriyle şöyle açıklamaktadır: “Namaza sarılın. Aman namaza önem verin. Sakın ha namaz konusunda Allah’a karşı gelmeyin.” “Namaz yeryüzünde Allah’ın hakimiyetine hizmettir.” “ Namazı olmayan dinde, namaz kılmayan mü’minde hayır yoktur.” “Îmanın alameti namazdır. Kalbini namaz için hazırlayan ve onu vakitlerini gözeterek, farzları ve sünnetlerine riayet ederek kılan kişi mü’mindir.” “Özürsüz olarak farz namazları kılmayan kişinin diğer amelleri de sonuçsuz kalır.”

“Kasten ve bilerek namazı terkeden kişi İslâm dairesinin dışına çıkmış, kâfirliğin sınırları için kaymış olur.” ”Dinde namaz, vücutta baş gibidir. Namaz; İslâm Dîni’nde inanılması mecburi olan inanç esaslarına îman ettikten sonra mü’mine emredilen ilk görevdir. Namaz; Mü’mini Allah’a bağlayan, İslâm’î hayata hazırlayan, İslâm düzeninin temel yasalarını oluşturan, Kur’ân’la rabıta kurduran bir ibâdettir.Namaz; Allah sevgisi ve korkusu içerisinde yaşatan, maddî hayatın noksanlığını gideren, rûhlara gıda, dertli gönüllere şifa ve kalplere huzur olan, zaman ve mekân sınırları ötesinde yeni ve yüce bir aleme kpı açan bir ibâdettir.Namaz; îmanın gerçek ölçüsü ve o imanın dışa dönük fiilî yansımasıdır. Kılınması ahiret saâdetinin, kılınmaması ise âhiret felâketinin temel sebebidir. Akıl baliğ olan her Müslüman’a günde beş vakit namaz kılmak farzdır.

Namazın dünya hayatı için bir çok faydaları vardır

Ama bu faydaları olduğu için kılınmaz. Sadece yüce Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle kılınır, kılındıktan sonra faydaları ortaya çıkar. Namaz, diğer ibadetlerin bir çoğunu ihtiva ettiği için de ayrıca önemlidir. Namaz; abdest alma, Kuran okuma, Allah’a şükretme, Allah’a dua etme, Allah’a yakınlaşma gibi kendi başlarına ibadet olan şartlarla kılınır. Namaz bunlardan meydana gelir, ama bunlar ayrıca emredilen ibadetlerdendir. Dolayısıyla namaz kılarken bir çok ibadeti bir arada yapmış oluruz. Namazın sözlük olarak karşılığı duadır. Dua kulun Allah’a yakınlaşmasıdır. Secde ise kulun Allah’a en yakın olduğu zamandır. Böylece insan namaz kılarken, yüce Allah’ın huzuruna çıkmış, O’na şükrünü yapmış ondan günahlarının bağışlanmasını dileyerek O’na dua etmiş olur. Bu yüzden Peygamberimiz “Namaz inanan insanın miracıdır” buyurmuştur. Miracın “Peygamberimizin Allah’a yükselmesi” demek olduğunu hatırlarsak, namazın yüce Allah’la beraber olmak gibi bir derinliği olduğunu anlamış oluruz.

Kunduracılar esnafından iri yarı, cesur bir adam. Afyon ve civarını haraca bağladığı için “Belâlı Tahir” diye tanınırken, karısına sarkıntılık eden bir alçağı kösele bıçağıyla doğrayınca, “Kasap Tahir” diye anılmaya başlamış.Hem ellerinden hem ayaklarından prangaya vurulan idam mahkûmu Tahir, hücresinden hava almak için hapishane bahçesine çıkarıldığı zamanlarda bile bu zincirlerle dolaşırken, bir gün bahçede Üstad Bediüzzaman’la karşılaşır. Üstad’ın “sureti”nden “siret’ini okuyan Kasap Tahir, derdini üstada anlatmanın kıvranışı içinde: -Ne olur bana dua edin! Kurtarın beni bu halden Hocam!., diye yalvarıp yakarınca, Üstad: -Bu sana takılan şeyler, senin idam mahkûmiyetinin zincirleri değildir! Senin tesbihindir bunlar!.. Sen namazına başla, tesbihini çek, ben de dua edeceğim, inşaallah kurtulursun!., diye nasihatte bulunur. O andan itibaren Allah dostunun gönül frekansına bağlanan Tahir, madden ve manen temizlenip tahir (temiz) hale gelir ve namaza başlar. Namaz sonunda kendisini bağlayan zincirlerin halkalarını bir bir sayar. Bir de ne görsün; tamı tamına otuz üç halkadır zincir. O andan itibaren o zinciri de tesbih edinir temiz Tahir… Ve günler, haftalar, aylar derken, bir süre sonra Üstadın kerameti gerçekleşir ve daha önce ruh hürriyetine kavuşan Tahir, 1950 affıyla da beden hürriyetine kavuşur.

Namazda her zaman, potansiyel bir hatırlatma ve derin bir zevk vardır. O, insana, Rabbi karşısındaki acziyetini hatırlatır. Bu yönüyle namaz, Allah’ın bizlere en büyük lütfudur. Namaz kılan ve Rabbinin huzurunda terbiye olan bir insan, atılacağı her işte yasaklardan, haramlardan, mekruhlardan olabildiğine kaçınır. Özellikle gün ortasında kılınan öğle ve ikindi namazları, insanın tefekkür ve muhasebe hislerini çoşturur. O mekanizmayı harekete geçirir ve insanı yanlışların içine düşmekten kurtarır. Namaz Müslümanın günlük hayatını düzenleyen bir ibadettir. Günde 5 defa Rabbinin huzuruna çıkan insan, ister-istemez, hayatını bir düzen içine sokar. Sabah namazından sonra işine başlar. 6-7 saatlik yoğun bir mesaiyle çalışır, yorulunca öğle namazını kılar ve yeniden zindelik kazanır. Döner ikindiye kadar tekrar çalışır. İkindi namazı ile yeniden dinlenir. Zaten böyle bir mesaî düzeni olmasa, namazsız niyazsız o işten ve o iş yerinden hayır beklemek, kendini aldatmaktan başka bir şey değildir. Namaz sebebiyle insana lutfedilen bu huzuru bilemeyen, sezemeyen insanlar huzursuzluk girdabına kapılır ve bunalımdan bunalıma sürüklenir giderler.Buna göre imandaki zayıflık, iman esaslarına inanılması gerektiği ölçüde inanmama ve bir-iki noktasına temas ettiğimiz namaz hakikatini kavrayamama, maalesef insanımızı bu türlü düşünceler içine sokabilmektedir. Bunlardan kurtuluş yolu ise, az önce anlatmaya çalıştığımız gibi, sağlam bir imana sahip olmak ve o imanın hayata yansıması olan ibadetleri yapabilmektir.

Şeytan aleyhillane İnsana çoğu zaman şöyle vesvese veriyor, şöyle fısıldıyor; “Namaz iyidir, hoştur Fakat her gün beş defa kılmak çok zor geliyor, bitmediğinden dolayı insana bıkkınlık veriyor.” İşi gücü tembellik döşeğinde, gaflet uykusunda uyumak olan insana, şeytan böyle vesvese veriyor. Kişi kendi kendine şöyle demelidir; “Ey nefsim! Acaba ömrün ebedî midir, hiç ölmeyecekmisin, gelecek sene için senedin varmıdır? Belki yarına çıkamayacaksın. Ey nefsim! her gün yemek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar bıkkınlık veriyor mu? Hayır vermiyor; niçin vermiyor çünkü ihtiyaçlar tekrar ettiğinden bıkkınlık değil, belki de lezzet duyuyorsun. Öyle ise, bedenimde en önemli azalarımdan biri olan kalbimin gıdâsı, ruhumun âb-ı hayatı ve Rabbimin rızasını kazanmaya vesile olan namazımın seni usandırmaması gerekir.”

Evet, yaratılış olarak ebediyeti isteyen, ebedi olan ahiret hayatı için yaratılan, ezelî ve ebedî olan Allah’ın [cc.] aynası konumunda olan insan, şu sıkıntılı ve geçici olan dünya hayatında, elbette rahat bir nefes almaya muhtaçtır. Ve ancak namaz penceresini açarak bu rahat nefesi alabilir. Akıllı insan, ibâdetleri için yalnız bugünü düşünür,çünkü dün gitmiştir,yarının gelip gelmeyeceği belli değildir, elimizde senet yoktur. Bu sebepten dolayı hayat sadece bir gündür o da bugündür. Bugün üzerimize vazife olan ibadetleri yapalım nasip olurda yarına ulaşırsak yarında yaparız. Hem kılınacak olan beş vakit namazın karşılığı az mıdır ki, insana bıkkınlık veriyor? Halbuki, bir adam bize birkaç lira verse, akşama kadar bizi çalıştırır,bizde kendi rızamızla çalışırız. Yada, bu fani dünyada geçinmek için, üç kuruş elimize geçsin diye gece gündüz, sıcak soğuk, yaz kış demeden hergün çalışıyoruz bu bize usanç vermiyorda kabirde nur, mahşerde beraat ve ister istemez üstünden geçeceğimiz Sırat Köprüsünde bineğimiz olacak olan namaz, gerçekten faydasız mıdır? Veyahut ücreti az mıdır?Bir adam bize yüz liralık bir hediye vaad etse, yüz gün bizi çalıştırır. O adama güvenir o adama itimad ederiz, Allah [cc.] Cennet gibi bir mükafatı ve ebedi saadet gibi bir hediyeyi bize vaad ediyor. Üç kuruşluk dünya malı,Yirmidört saatin sadece bir saatine tekabül eden bu ibadetten daha mı kıymetlidir.

Acaba sırf dünya için mi yaratıldık ta bütün vaktimizi ona sarf ediyoruz? Eğer deseniz ki : “Bizi namazdan ve ibâdetten alıkoyan şeyler öyle boş, lüzumsuz şeyler değil, biz ailemizin geçimi için yada geleceğimiz için çalışıyoruz.” Öyle ise, ben de size derim ki: Eğer yirmi lira yevmiye ile çalışsanız, sonra biri gelse, dese ki, “Gel on dakika kadar şurayı kaz. Yüzbin lira kıymetinde bir pırlanta ve bir elmas bulacaksın.” Sen ona, “Yok, gelmem. Çünkü geldiğimde yirmi liralık gündeliğimden kesilecek, yevmiyem azalacak” dermisiniz, demessiniz çünkü ne kadar akılsızca saçma bir bahane olduğunu bilirsiniz. Şimdi içinizden “çalışmakta bir ibadettir hocam” diyebilirsiniz. Evet çalışmak ibadettir ama hangi şartlara göre ibadettir.

Zamanımızın Allah dostlarından biri [Gavs-ı sani [ks.] Hazretleri] sohbetinde anlatıyor: “Peygamber [sav.] buyuruyor ki: “Dünya ve içindekiler melundur, lanetlenmiştir. Allah lanet etmiştir. Allah rizası için yapılan işler bunun dışındadır.” Onun için niyet çok önemlidir. Niyet sağlam olursa, hem dünyayı kazandırır,hemde ahireti kazandırır. Allah dostu [Gavs-ı sani hazretleri] bu hadis-i şerife dayanarak diyor ki “insan sabah kalktığında elbisesini giyer, abdestini alır,namazını cemaatle kılar, işe gitmek için evinden çıkmadan önce de “Ya Rabbi senin rızana uygun olarak çoluk çocuğumun rızkını kazanmak için çalışmaya gidiyorum. Sen bizim rızkımıza kefilsin, çalışmasakta sen bizim rızkımızı verirsin, ama bize çalışmayı vacip kılmışsın bende bu vacip görevimi yerine getirmek için çalışmaya gidiyorum“ diye niyet ederse ve çalışması esnasında da namazlarını kılarsa, Allah [cc.] ona akşama kadar Rabbine secde etmiş gibi sevap yazdırır”. İşte çalışmak bu şekilde ibadet olur. Dünyanın zevklerine düşkün olmamak, varlığına ve yokluğuna aldırış etmemek lâzımdır. Çünkü, Allahü teâlâ dünyayı sevmiyor ve ona kıymet vermiyor. Eğer ki Allah [cc.] dünyaya değer vermiş olsaydı inanmayan kafirlere bir damla su dahi vermezdi. Dünya malına güvenenlerin kendilerine fayda vermediğini ve elden çok çabuk çıktığını herkes bilmekte ve görmektedir.Dünyanın malına, makamına düşkün olanların, o kadar emek sarf etmelerine rağmen, ansızın hepsini bırakıp gittiklerini görerek ibret almalıyız.

Abdullah ibn-i Mesud (r.a) anlatıyor:

“Allahu tealaya Müslüman olarak kavuşmak isteyen kimse farz namazlarına dikkat etsin ve onları camilerde kılsın. Allahu teala peygamberimize kurtuluş yollarını göstermiştir. Bu namazlarda kurtuluş yollarıdır. Hayatıma yemin olsun ki, cemaate gelmeyen şu adam gibi namazlarınızı evlerinizde kılarsanız Peygamberinizin sünnetini terk etmiş olursunuz. Peygamberin sünnetini terk ederseniz dalalete, sapıklığa düşersiniz. Biz öyle zamanlar geçirdik ki cemaate yalnızca münafıklığını ilan etmiş me’lun münafıklar gelmezdi. Ve öyle adamlar gördük ki iki kişinin yardımıyla mescide getirilir ve saf tutturulurdu. Güzelce bir abdest alıp Allah’ın mescidlerinden birine giden ve orada namaz kılan kimsenin her adımına karşılık bir iyilik yazılır, derecesi artırılır ve bir hatası bağışlanır. Bu yüzden biz mescidlere giderken adımlarımızı küçültürdük”. [Müslim-654]

Rivayet edildiğine göre eskiden şeytan insanlara görünürmüş. Birgün biri şeytana sormuş: “Ey! kötülüklerin babası! Senin gibi olabilmem için ne yapmam lazım?” Şeytan: “yazıklar olsun sana! Şimdiye kadar hiç kimse benden böyle bir istekte bulunmadı. Sen nasıl böyle bir şey istersin” demiş. Adam “ben senin gibi olmak istiyorum”, diye tekrar edince şeytan “benim gibi olmak istiyorsan namazı hafife al ve yemin ederken doğruya mı yalana mı yemin ettiğine aldırma” demiş. Adam “bundan sonra namazlarımı asla terk etmeyeceğime ve yalan yere yemin etmeyeceğime dair Allah’a söz veriyorum” der. Şeytan “şimdiye kadar hiç kimse benden hile ile bir şey öğrenememişti. Bende Allah’a söz veriyorum ki ebediyyen hiç kimseye nasihat etmeyeceğim” demiş.Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki “Namazını kılmak gayesiyle abdest alırken, ellerini yıkayan kimsenin, suyun ilk damlasıyle ellerinden, yüzünü yıkadığı vakit, kulak ve gözlerinin, ellerini dirseklerine, ayaklarını topuklarına kadar yıkadığı zaman, el ve ayaklarından günahlar birer birer dökülerek kişi anasından doğduğu gibi temizlenir. Kılacağı namaz içinde Hz. Allah derecesini yükseltir. Kul namazını bitirip oturduğunda günahlarından arınmış bir şekilde oturur.”[camiu’ssağir namaz/106]Peygamberimizin “Dinin direği”, “Müminin miracı”, “Cennetin anahtarı”,“Gözümün nuru” olarak tanımladığı namaz, islâm’ın olmazsa olmazıdır.

Namaz beş vakit farzdır

Hayatın hızlı akışı içinde Allah’ı, ahireti, ölümü, görev ve sorumluluklarını unutan insan günde beş sefer namazla kulluğunu hatırlar ve yeniden dirilir. Her namaz bir inkılâptır, bir diriliştir. Kul onunla şirk batağından tevhid bahçesine, geçici dünya zevklerinden ebedî ahiret lezzetlerine, şeytanın etki alanından ilâhî huzur iklimine geçer. Sizi dünya ve ahiretinizi kurtaracak bir seferberliğe Namazlarınızı kılmaya çağırıyoruz. Kılıyorsanız dört elle sarılmaya hiç kazaya bırakmamaya, hiç kazaya bırakmıyorsanızda huşûyu keşfetmeye ve namaz için çalışmaya var mısınız? Allahü teâlâ, hepimizi Peygamberlerin en üstününe uymakla şereflendirsin! Dünya ve âhiret saadetlerine kavuşmak için, dünya ve âhiretin efendisine uymak lâzımdır. Ona uymak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak, önce itikadı düzeltmek lâzımdır. Ondan sonra da, o büyüklerin Kur’an-ı kerîm’den ve hadîs-i şerîflerden anlayıp bildirdikleri helâl, haram, farz, vâcib, sünnet, mübah ve şüpheli bilgileri öğrenmek ve bütün işlerini bunlara uygun olarak yapmak lâzımdır. Bu iki itikad ve amel kanatları elde edildikten sonra, eğer ki görevlerini eksiksiz yaparsa, rabbimizin rızasına uçmak nasîp olur. Bu iki kanat olmadan yükselmek olmaz. Bu alçak dünya, arkasından koşmaya değmez. Dünyanın, malının, mevkisinin değeri yoktur ki özenilsin. Daha değerli, daha kıymetli şeylerin peşinde koşmalıyız. Allahü teâlâ, herşeyi bir sebeble yarattığı için, kendisine kavuşturan sebebi, kendisine kavuşturacak vesîleyi Allah‘tan istemeliyiz.

Yazar: Murat Toksöz

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ