Kör Nefsin Firavunluğu

Emre Badıl Akbay

Yazarın şu ana kadar yazılmış 8 makalesi bulunuyor.

Âdemoğlunda olan nefsin firavunluğu, yani kendini ilahlaştırma tutkusu, âdemoğlunun her şeyini karıştırmaktadır. Tabi ki insan bu hal ben de yok diye bilir, fakat bu fitne insanın içinde var olan bir şeydir ve bu fitnenin mazisi oldukça derindir. Yüce Mevla’mız nefsi yoktan var ettikten sonra nefse şöyle sormuştur: “Ben neyim? Sen nesin” nefis ise Rabbimize cevaben şöyle demiştir: “ben benim, sen sensin”. Sonra Rahman ve Rahim Mevla’mız nefsi açlık ile terbiye etmiştir ve nefis Rabbinin nimetinin farkına varmıştır ve kendinin ne kadar küçük olduğunu, Rabbinin ise ne kadar büyük bir rahmete sahip olduğunu görerek yüce Mevla’sına teslim olmuştur ve Şöyle demiştir:

“Sen benim Rabbi Rahim’imsin. Ben senin âciz bir kulunum”. (45)

Bilmemiz gerekir ki ruh kulun özü olmakla birlikte güzel nurani bir cevherdir ve iyiliği temsil etmektedir. Nefis ise tam manasıyla kötülüğü temsil etmese de taşkınlığı, başıboşluğu ve şaşkınlığı temsil eden bir cevherdir. İşte bu iki cevherin birleşmesiyle ortaya bir manada çok büyük bir şey, bir manada ise çok küçük bir şey çıkmıştır. Yani nefsin taşkınlıklarına rağmen kendini bilen ruh nurani varlığını yükselterek Rabbimizin ayeti kerimesinde buyurduğu o en güzel yaradılışa, o en güzel makama ulaşmaktadır. “Biz insanı en güzel biçimde yarattık”(46) Kendini şaşkın nefse teslim eden ruh ise zaten kötülüğe meyilli olan nefis ile gerçek bir kötülüğe ulaşmaktadır. Akıl sahibi insan ruhun temizliğine rağmen şaşkınlığında inat edince kötülüğe meyilli olmaktan çıkarak kötülüğe ermekte ve Mevla’mızın ayeti kerimesinde buyurduğu aşağıların aşağısına düşerek orada kalmaktadır.

“Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik”(47).

Bu dünya imtihanında bir gaflete düşen insan ruhu, nefsin etkisiyle kendini göremediğinden, nefsin vermiş olduğu şaşkınlık ve azgınlık ile sadece kendini değil etrafında olan her şeyi görmez olmuş ve sadece kendinin var olduğunu sanarak kendini tek güç sanmıştır. Sonrasında ise Elest Bezminde Rabbine ben benim, sen ise sensin diyen nefsiyle, bu dünyada adeta Rabbine sen sensin ben ise benim der olmuştur. Ya Rabbi seni bütün noksan sıfatlardan tenzih eder ve bizi şaşkınlıktan korumanı, nefsimiz ile bir an bile baş başa bırakmamanı niyaz ederiz. Bizler şimdi hadisi şerifler vasıtası ile nefsi ile bir an bile baş başa kalmaktan Mevla’mıza sığınan Fahri Kâinat Efendimizi de bir manada daha iyi anlaya biliriz ki Efendimiz şöyle buyurmuştur

“Ey Allah’ım! Senin rahmetini umuyorum, beni göz açıp kapayıncaya kadar (da olsa) nefsimle baş başa bırakma. (48)

Bu bahsettiğimiz mana penceresinden bakarsak Firavunun durumunu da daha iyi anlayabiliriz. O bütün şaşkınlığı ile kendini halkının ilahı ilan etmişti ve İsrail oğullarına zulmetmişti. Sonra ise yüce Mevla’mız adeta uykuda olan bir insanın yüzüne bir avuç su çarparcasına yüzüne denizi çarpması ile oda bu şaşkınlıktan uyanarak ben İsrail oğullarının teslim olduğu ilaha teslim oldum ve iman ettim demiştir. Yüce Mevla’mız bu olayı bize şöyle haber vermekte:

”İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrail oğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de Müslümanlardanım” dedi.”(49)

İnsan içindeki nefsin firavunluğu insanın hayata, olaylara bakışını büyük derecede etkilemektedir. Bunu kendimizde ve etrafımızda ki insanlarda göre biliriz ki söz konusu Mevla’mız olunca insanlar, içinde bulunduğu konuyu kendiyle kıyaslamaktadır. Yani bahsettiğimiz düşünceye sahip olan bir insana bir kardeşi, ey kardeşim, Rahman ve Rahim olan Mevla’mız kâinatta ne kadar insan var ise hepsinin nerede, ne zaman, ne yaptığını aynı anda görmektedir, dediğinde görüyoruz ki o insan şöyle düşünmektedir. Ben etrafıma bakarken sadece önümü görebiliyorum ve hatta yanı başımı, yani arkamı dahi göremiyorum; peki, Mevla’mız nasıl oluyor da bütün kâinatı görebiliyor. İşte bu bakış o kulun, kulluk makamında olmadığını ve tam aksine kendini nefsin firavunluğunda görüp Rabbini birebir olmamakla beraber, sen sensin ben ise benim dercesine diyor ki ben göremiyorum, o halde o nasıl görebilmektedir.

İşte bu düşünceye sahip bir insan hiçbir zaman bu soruya cevap bulamayacaktır. Fakat kulluğunun bilincinde olan bir kul her şeye kulluk makamından baktığı gibi bu konuya da kulluk makamından bakacak ve şöyle diyecektir. Beni yoktan var eden Rabbim, Rahman ve Rahim’dir ki ben Rabbime aciz bir kul olmama rağmen böylesine güzel bir şekilde önümü görebiliyorum. O halde kâinatı yoktan var eden Rabbim hiçbir zorluk çekmeden bütün kâinatın her zerresini görebilir. Ki ben kendimde olan görme yeteneğimi bile tam manasıyla kavrayamazken nasıl olurda Rabbimin her şeyi gördüğünü anlayabilirim. Ya Rabbi seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim, der ve böylece yürümesi gereken kulluk yolunda yürür.

Özetle, nefsin firavunlaşması, yani ilahlık taslaması her insan nefsi için geçerlidir. Bu şaşkınlığın tedavisi ve tek çözümü ise akıl sahibi insanın kulluk makamına yükselmesidir.

(45)  Dürretü’l vaizin, Osman bin Hasan el-Havbevi, s. 25.
(46) Tin Suresi, 95/4.
(47) Tin Suresi, 95/5.
(48) (Ebu Dâvûd , “Edeb”, 110)
(49) Yunus Suresi, 10/90.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ